Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü. Takvimlerin bize bir kez daha hatırlattığı, ancak aslında yılın her günü hatırlamamız gereken bir sorumluluğun günü. Çünkü hayvanları korumak, yalnızca onları sevmek, başlarını okşamak ya da sosyal medyada sevimli fotoğraflarını paylaşmak değildir. Korumak; aç bir canın karnını doyurmak, hastalandığında tedavisini üstlenmek, korktuğunda güvenli bir alan sunmak ve en önemlisi, onun da bu dünyada bizim kadar yaşam hakkı olduğunu kabul etmektir. Bir sokak kedisinin sessizce yardım bekleyen gözlerinde, bir köpeğin insana duyduğu koşulsuz güvende aslında hepimize yöneltilmiş tek bir soru gizlidir: Birlikte yaşadığımız bu dünyayı paylaşmayı gerçekten öğrendik mi?
Ne yazık ki bugün hâlâ hayvanların yaşam hakkını tartışıyor, sokaklarda var olmalarını bir sorun olarak görüyor, çözümü ise çoğu zaman onları yaşam alanlarımızdan uzaklaştırmakta arıyoruz. Oysa gerçek çözüm; bilimsel yöntemlerle yürütülen kısırlaştırma çalışmaları, etkin denetim, sorumlu hayvan sahiplenme bilinci ve yerel yönetimlerin sürdürülebilir politikalarıyla mümkündür. Hayvanları korumak, birkaç gönüllünün omuzlarına bırakılabilecek bir görev değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Üstelik merhamet yalnızca evimizin kapısından içeri aldığımız canlara gösterdiğimiz sevgiyle ölçülemez. Asıl sınavımız, hiç tanımadığımız, bize ait olmayan, belki de kimsenin sahiplenmediği bir canlının yaşam hakkını da aynı kararlılıkla savunabilmektir.
Ben yıllardır sokak hayvanlarıyla iç içe yaşayan biri olarak şunu çok iyi biliyorum: Onların bizden beklediği şey mucizeler değil. Bir kap su, bir lokma yemek, gerektiğinde uzanacak bir yardım eli ve korkmadan yaşayabilecekleri bir dünya… Her kurtarılan canın ardında büyük bir emek, her kaybedilen canın ardında ise anlatılması güç bir acı var. Ama bütün bu zorluklara rağmen vazgeçmemek için tek bir neden bile yeterli: Yeniden hayata tutunan bir canlının gözlerindeki ışık. Bu 4 Ekim’de dileğim, hayvan sevgisinin güzel sözlerden somut eylemlere dönüşmesi; merhametin yalnızca özel günlerde hatırlanan bir duygu değil, yaşam biçimimiz hâline gelmesi. Çünkü bir toplumun gerçek uygarlık düzeyi, yalnızca insanlarına sunduğu yaşamla değil, kendisini savunamayan canlılara gösterdiği saygıyla da ölçülür. Ve unutmayalım, bu dünya yalnızca bize ait değil. Hiçbir zaman da olmadı.

