Site icon Türkiye'nin Yeni Kadın Moda Dergisi – NYXmag

Cesur Yeni Dünyanın Kadınları

PAYLAŞ

Tuba Ergin / Modacı

Röportaj: Sevil Balaban / sevil.balaban@nyxdergi.com

Art Institute of Chicago’da Moda Tasarımı okudu. 2002’de denim endüstrisinde çalışmaya başladı ve dünyaca ünlü birçok marka için koleksiyonlar hazırladı. 2007’de tasarım atölyesini kurdu ve markası Garden of Denim Design / G.O.D.D’yi yarattı.

Endüstriyel atıkları geri dönüştürerek yarattığı tasarımlar, özellikle İtalya pazarında büyük ilgi gördü. Bu süreçte, Türkiye’nin önemli markalarının yanı sıra İtalya, İspanya, Kanada, Fransa, Tunus ve Çin’de farklı firmalara da tasarımlar yaptı. Brisa için geri dönüştürülmüş iç lastikler ve vejetal deriden üretilen özel bir aksesuar koleksiyonu oluşturdu. Şile Belediyesi ile iş birliği yaptı ve koleksiyonlarında geleneksel organik Şile kumaşını kullanarak şehirli kadının ihtiyaçlarına çağdaş bir yorum kattı.

Türkiye’nin doğu bölgesindeki Türk kadınlarını sosyal ve ekonomik olarak güçlendirmeyi amaçlayan, UNDP ve GAP tarafından 2 sezon boyunca gönüllü tasarımcı olarak çalışarak Argande projesinde yer aldı. 2014 yılında kendi adı altındaki TUBA ERGIN markasını yarattı.

Tuba Ergin’le markasının hikayesini ve tasarımlarının felsefesini konuştuk.

Öncelikle sizi biraz tanımak isteriz. Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?

Üç jenerasyondur tekstille uğraşan bir ailede doğdum; deyim yerindeyse modanın içinde doğdum ve büyüdüm. Babamın kadın hazır giyim firması vardı; dedem de oldukça iyi tanınan yüksek bir terziydi… Aile işimiz olması, tüm çocukluğumun kalıpların, kumaşların, aksesuarların çevresinde geçmesinden dolayı genlerimde her daim tekstil ve moda yer aldı. Tüm çocuklar, doktor veya farklı meslek dallarında geleceğe yönelik hayaller kurarken, ben modaya karşı ayrı bir ilgi duydum. Hatta çok küçük yaşlarda çizim yeteneğimi keşfederek, geliştirmeye başladım. İşte bu şekilde ilk kişisel sergilerimi de ilkokulda gerçekleştirdim. Bu yönümü destekleyen ailemin de teşviki ile lise eğitimi için ABD’nin Chicago kentine gittim sonra da Art Institute of Chicago’da moda tasarım dersleri aldım. 2000 yılında La Salle Academy’nin Moda Tasarımı ve Pazarlaması diploma programını bitirdim. Türkiye’ye döndükten sonra aile şirketimizde yarı zamanlı işe başladım. Daha sonra kendi kariyer hikayeme başlamak için aile şirketinden ayrılarak, Network, Desa, Koton, Us Polo. gibi Türkiye’nin önde gelen moda markaları için çalıştım ve danışmanlık yaptım. Eş zamanlı, yurt dışında da önemli iş birliklerine imza attım; Jack & Jones, Groupe Beaumanoir, Morgan, Cache-Cache, Bonobo, Lacoste, Celio, Promod, Zu Elements, Inditex Brands, Debenhams, George Next, H&M gibi dünya devi moda ve tekstil şirketleri ile çalıştım.

Kariyerimin başından beri geri dönüşüme ve sürdürülebilir modaya her zaman önem verdim; 2007’de tasarım atölyemi kurdum ve Garden of Denim Design / G.O.D.D’yi yarattım. Endüstriyel atıkları geri dönüştürerek özel tasarımlar yarattım ve bunlar özellikle de İtalya pazarında büyük ilgi gördü. Aynı konuda Türkiye’de de farkındalık yaratmak için Brisa iş birliğinde geri dönüştürülmüş iç lastikler ve vejetal deriden üretilen özel bir aksesuar koleksiyonu oluşturdum. Doğduğum, büyüdüğüm toprakların kültürü de her zaman benim ilham kaynağım oldu; bu anlamda da çok önemli koleksiyonlar ve projelere imza attım. Bunlardan biri de yurt dışına da taşıdığımız ve Şile Belediyesi iş birliğinde hayata geçirdiğim, geleneksel organik Şile kumaşını kullanarak şehirli kadının ihtiyaçlarına çağdaş bir yorum getirerek hayata geçirdiğim koleksiyonum oldu.

Türkiye’nin doğu bölgesindeki Türk kadınlarını sosyal ve ekonomik olarak güçlendirmeyi amaçlayan, UNDP ve GAP tarafından 2 sezon boyunca gönüllü tasarımcı olarak çalışan Argande projesinde yer aldım. 2013 yılında VOGUE ITALIA tarafından Türkiye’nin en iyi 7 tasarımcısından biri seçildim ve Floransa İtalya’daki Palazzo Capponi’de sunulan bir kapsül koleksiyon oluşturdum. Rinascente Milano’da sergilediğim tasarımlarım, Vogue Italia ve L’Uomo Vogue’da yayınlandı.

2014 yılında kendi adımı taşıyan TUBA ERGIN markamı kurdum. Koleksiyonlarımı, sıra dışı, güçlü, çevreye duyarlı ve saygı duyulan kadınlar için tasarlıyorum. Her türlü sanat, doğa ve doğal malzeme, teknoloji ve sokak kültüründen ilham alıyorum. İnovasyon, deneme, sürdürülebilirlik ile beraber giyilebilir olan tasarım anlayışını benimsiyorum. Eko-sürdürülebilir modanın Türkiye’deki öncülerinden biri olmak benim adıma guru verici; hala da bu anlamda çok özel tasarımlara hayat veriyor, global moda dünyasında bu bilincin daha da artması için her koleksiyonumda özel malzemeler kullanarak farkındalığın yaygınlaşması için özen gösteriyorum. Bu hem kişisel olarak, hem de tasarımcı kimliğim adına benim DNA’mı oluşturuyor.

Eğitiminiz moda üzerine zaten… Ayrıca da birçok ünlü markaya tasarım yapmışsınız. Kariyerinizi eğitim aldığınız alanda ilerletmenin avantajları nelerdir sizce?

Günümüzün sürekli gelişen ve değişen dünyasında eğitim çok ama çok büyük değer taşıyor. Hatta ve hatta eğitim sadece okullarla sınırlı kalmıyor, aldığınız akademik eğitim üzerine kendinizi farklı alanlarda ve kariyerinizde destek olabilecek yönde eğitim alabileceğiniz birçok fırsat da söz konusu… Açıkçası gençlerin bu yönde çok şanslı olduğunu geçmişte online üzerinden ulaşılamayan birçok yurt dışı eğitimine artık günümüzde kolaylıkla ulaşılabildiğini görüyorum. Dolayısı ile gençlerin bu anlamda kariyer hedefleri için eğitimden vaz geçmemesini ve hiç ama hiç durmadan kendilerini geliştirmelerini öneriyorum. Teknik açıdan moda eğitimine gelecek olursak moda teknik yapı itibariyle sadece dikim ve dikiş yeteneği üzerine kurulu bir dünya değil; malzeme seçiminden, milimetrik hesaplar gerektiren, ardından günümüz dünyasında daha da önem kazanan markalaşma yani pazarlama bilgilerinin de donanımlı bir şekilde gerektiği önemli bir alan… Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum ve hedeflediğim alanda doğru eğitimler aldığım için çok mutluyum; bu sayede hem yurt dışında, hem de Türkiye’de birbirinden önemli, fark yaratan işlere imza attım. Hiçbir zaman kendimi tekrarlamadım; tutkuyla sevdiğim işi teknik alt yapım ve donanımım sayesinde her zaman bir üst seviyeye taşıdım. Gelişen dünyayla beraber de kendini alanımda geliştirmeye, her zaman yepyeni keşifler yapmaya devam ediyorum.

Kadın gücünü ve emeğini ön plana çıkarma amacıyla yola çıktığınızı söylüyorsunuz. Tasarımlarınızı hazırlarken ilham aldığınız şeyler nelerdir?

Moda, yaşanmışlıkları, yaşananları, rol modelleri ve hikayeleri, emekleri, kültürleri sergileme biçimidir de aynı zamanda… Tasarımlarımda her zaman kadınların geçmişten günümüze hikayelerinden, yaşanmışlarından ilham almaya, bunları tasarımlarımda sergilemeye değer veriyorum.

Dolayısı ile elbette kadınlar için tasarlayan bir moda tasarımcısı olarak, öncelikle kadınların içinde olduğumuz dünya düzeninde yaşadıklarından ve ihtiyaçlarından ilham almayı önemsiyor, her tasarımımda da onlara güç verecek, kendilerini doğru şekilde ifade edecek işlere imza atmayı önemsiyorum.

Kişiye özel tasarımlar da yapıyor musunuz?

Elbette… TUBA ERGIN markasında pret a porter parçalar olduğu gibi kişiye özel yani haute couture olarak tanımladığımız çalışmalarımız da bulunuyor. Bunu da tamamen  kişinin istekleri, yaşam tarzı, kendini ifade etme şekli, alışkanlıklarını ve vücut yapısını doğru tanıyarak yapıyoruz çünkü bu en önemli kriter… Mezuniyet, yılbaşı balosu, ödül töreni, nişan ya da kutlamalar kişiye özel tasarım yaptığımız alanların başında geliyor.

Yakın zamanda ülkemizde de çok ses getiren ödül törenlerinde katılım gösteren davetliler için yaptığımız kişiye özel tasarımlarımız da oldu. Bu konuda atölye ekibimiz ile çok özel bir servis sunuyoruz.

 “Deri” koleksiyonlarınızda olmazsa olmaz bir parça bunu biliyoruz. Peki vazgeçmeyeceğiniz bir renk var mıdır?

Sürdürülebilir modaya değer veren ve ülkemizde bunun öncüsü olan bir moda tasarımcısı olarak vejetal deri kullanıyorum. Ve evet deri görünümünün TUBA ERGIN DNA’sındaki hem güçlü, hem de çekici kadını kusursuz bir şekilde tamamladığını düşünüyorum. Yeni Sonbahar – Kış 2021 / 21 koleksiyonum olan Cesur Yeni Dünya’da vejetal deri ile tasarladığım parçalarda oranj, kırmızı, ekru ve krem tonlarını kullandım. Vejetal deride benim için ikonik renklere gelecek olursak, siyah, krem, kırmızı olarak tanımlayabiliriz.

Sürdürülebilir moda kavramı hakkında düşünceleriniz nedir? Bu akımda ilham ve motivasyonunuzu nereden alıyorsunuz?

Sadece moda sektöründe değil, hayatın her alanında kullandığımız ürünlerin sürdürülebilir olması gerektiğine en başından yani kendimi bildim bileli inanlardan biriyim… Çünkü bu felsefe, dünyanın daha ideal, daha yaşanılır, daha sürdürülebilir ve gelecek nesillere ideal yaşamlar aktarılması adına büyük bir rol oynuyor. 2010 yılından beri sürdürülebilir moda üzerine çalışmalarımı gerçekleştiriyorum ve bu çalışmalara ilk başladığımda, endüstriyel atıkları tekstil ile buluşturduğum tasarımlar Japonya, Almanya, Kanada ve İtalya gibi ülkelerin en iyi noktalarında ilgiyle karşılanırken, Türkiye’de maalesef ilgi görmüyordu. Bu beni elbette yıldırmadı çünkü ülkemizin bu misyonda önemli bir ivme kat etmesine her zaman değer verdim ve farkındalık adına çalışmalarıma hem Türkiye’de hem de yurt dışında devam ettim. Günümüzde Türkiye’de sürdürülebilir moda kavramının artık daha net bir şekilde sahiplendiğini görüyor ve bundan mutluluk duyuyorum. İklim değişiklikleri ve pandemi süreci ile beraber, toplumsal olarak aydınlanma ve farkındalık döneminin hızlandığını, tüketici nezdinde gerçekleşen bu farkındalığın, markaları da bu felsefeyi takip etmeye ve üretim süreçlerini adapte etmeye zorladığını düşünüyorum. Sürdürülebilir moda konusunda ilham kaynağım ve motivasyonu ise en başta hayattan keyif almak, değişen ve gelişen dünyanın dinamiklerine hakim olmak diyebilirim. Dünyanın güzellikleri, eko sistemi, sorumlu bireyler olarak korumalı, gelecek nesillere, çocuklarımıza daha güzel bir dünya bırakmalıyız. 

Markanızı ilk kurduğunuzda daha çok spor giyim üzerine çalışıyordunuz. Geçen 11 yılda tasarım çizginizde nasıl değişiklikler oldu?

Spor giyim olarak tanımlamak çok yerinde bir ifade değil; denim markaları için yaptığım çalışmalarım oldu. Ancak her zaman giyilebilir ve sürdürülebilir moda ilkeleri ile hem pret a porter, hem de haute couture işlere imza attım. İlhamım içinde bulunduğumuz dünya, yaşadıklarımız ve bizi bekleyenler noktasında evrildi. İnsan evrildikçe, kadınların kendilerini ifade etme biçimleri değiştikçe ben de onlara ilham olacak, her daim tarz sahibi ama bir o kadar da kendilerini konforlu hissedecekleri şekilde kendimi yeniledim.

Pandemi bütün dünyayı ve tüm sektörleri etkiliyor. Sizin tasarımlarınız üzerinde pandeminin nasıl bir etkisi oldu?

Pandemide hepimiz evlerde kaldık ve bu süreci kendi adıma doğru değerlendirdiğimi söyleyebilirim.  Çok yoğun geçen bir iş yaşamımın ardından, bu süreçte sevdiklerime ve kızlarıma vakit ayırma imkanına sahip oldum. Bu süreçte aynı zamanda bol bol kitap okuma şansına da sahip oldum.  Okuduğum kitaplar arasında daha önce de okumuş olduğum ve pandemi dönemini, içinden geçtiğimiz bu zamanları çok net ortaya koyan Aldous Huxley’in Brave New World’ü de yani Cesur Yeni Dünya’sı da var. Kitabı okurken geleceği, yaşadıklarımızı düşündüm; böyle derken zaten pandeminin başlangıcı ile birlikte kafamda oluşan yeni koleksiyon fikirleri iyice filizlendi. İnsanlık, viral salgınlar, küresel ısınma, şiddet ve ekonomik güvensizlik gibi birçok güncel problemden dolayı zor bir dönemden geçiyor. Bu süreçte, birçoğumuz kaygı, stres, ruh dalgalanmaları ve hatta depresyondan kaçamadık; kaçamıyoruz. İşte tüm bunlar, 2021 – 22 Sonbahar – Kış  koleksiyonum olan ‘’Cesur Yeni Dünya’’nın doğuşuna ilham kaynağı oldu. Koleksiyonda geleceğimiz ve korkularımızla yüzleşerek, teslim olmadığımız bir yeni dünya olgusunu anlatmak istedim. Çünkü bir taraftan da pandemi boyunca kendi iç dünyamda, kendimle, korkularımla yüzleşmeyi, asla teslim olmamayı, daha da güçlü durmayı öğrendim. Bunu insanlara da yansıtmalıydım. Koleksiyon da o yüzden pandemi sonrası dünyayı, daha sorumlu, daha saygılı, daha düşünceli ve daha inovatif bir geleceğe taşıma ümidini taşıyor. Tasarım sürecinde ise pandemiyle beraber değişen alışkınlarımızı göz önünde bulundurdum. Neydi değişen giyim alışkanlıklarımız, fonksiyonun ve konforun daha da önem kazanması… Bu yüzden her zamanki gibi sofistike ve güçlü, bir o kadar da fonksiyonun ve konforun ön plana geçtiği bir koleksiyon oluşturdum. Tüm bunlar devam ederken, günlük giyim, evde giyime yönelik tasarımlar da oluşturdum çünkü evde geçirdiğim pandemi döneminde bu yönde çok talep almaya başladım.

Dünya çapında takip ettiğim oldukça fazla tasarımcı var; bu sadece moda alanında değil, sanat, görsel sanatlar gibi birçok yönde… Tasarımın çok boyutlu ve her boyutunda dünyayı tamamlayan ifade şekilleri olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda da tasarımın her boyutundan önemli isimleri takip etmek, geçmişten günümüze hikayelerini gözlemlemek dünü, bugünü, geleceği ifade etmek, anlamak adına çok değerli… Moda alanına gelecek olursak, tarzları birbirinden oldukça bağımsız birçok moda tasarımcısını beğenerek takip ediyorum. Mesela moda dünyasında ikonikleşmiş Burberry, özellikle dış giyim kategorisinde, gerek tasarım, gerekse işçilik anlamında sanatını icra ederek, hem alanındaki tecrübeyi, hem de var olan, mevcut dönemin ihtiyaçlarını çok güzel yansıtıyor koleksiyonlarına… Balmain tasarımın sınır tanımadığı noktada defile kurguları ve stylingleri ile en beğendiğim tasarımcıların arasında yer alıyor. Iris Van Herpen’in fütürizm içeren muhteşem tasarımları gerçekten moda dünyasında olması gereken yaklaşımları sergiliyor. Söz konusu kusursuz el işçiliği olduğunda tercihim Dior’dan yana…

Gelecek sezonda koleksiyonlarınızda neler göreceğiz, hangi renkler var?

2022 ilkbahar ve yaz dönemi, uzun zamandır arzu ettiğimiz şekilde hepimizin gardroplarına da ruhuna da iyi gelecek… Dopamin, vitamin, enerji, sağlık ve mutluluk çağrıştıran renklerin ve desenlerin adeta patlama etkisinde hayatımızda olduğunu göreceğiz. Bunların hepsi de giymekten büyük keyif alacağımız renkler, desenler, baskılar olacak çünkü moda ihtiyacı da anlamanın temellerine kurulu, fonksiyonel olduğu kadar hayatın akışına, insanların sosyolojik olarak ruh hallerine de yön veren bir alan… Ben açıkçası bu dönemi TUBA ERGIN kadınlarına maksimumda enerji, mutluluk verecek renkler, dokular ve kullanım alanları yani fonksiyonellik tarafında değerlendirerek ortaya koyacağım. Pandemi ile başlayan ve global anlamda hepimizin yaşadığı talihsiz son 2 yılın izlerini yok eden, hayata tam anlamıyla, bol motivasyonla devam etme konusunda güç veren desen ve dokularla gelecek sezonda TUBA ERGIN’i göreceksiniz. Koleksiyonun her tasarımında adeta dünyanın her yerini gezecek, bu keşiflerle ruhunuzu tazeleyeceksiniz.

PAYLAŞ
Exit mobile version