Site icon Türkiye'nin Yeni Kadın Moda Dergisi – NYXmag

Görünmez Kahramanların Mücadelesi: Prematüre Bebekler ve Aileleri

PAYLAŞ

12 Kasım 2025 günü Pera Palas Otel’de “Sıfır Ayrılık” başlıklı seminere katıldığımda, hayatın bambaşka bir alanındaki ciddi bir soruna dair sekme açıldı zihnimde. Daha seminer başlamadan salonun girişindeki kısacık görsel sunum, Pera Palas’ın büyüleyici atmosferini bile gölgelemişti.

Prematüre bebek sahibi olan ailelerin ve süreç içinde yaşadıkları zorluk ve psikolojik savaşın nasıl bir travma olduğunu adeta ruhumun derinliklerinde hissettim. Seminerde anlatılanlar, paylaşılan rakamlar ve yaşanmış hikayeler derin ve sarsıcıydı. O an El Bebek Gül Bebek Derneği’nin ne kadar özel bir alanda hizmet verdiğini görünce ismini ilk duyduğumda neden bu kadar garipseyip pek bir anlam veremediğime hayıflandım. Belki de utanç hissetmiş olabilirim.

Derneğin yapmış olduğu anketin sonuçları ise faaliyet konularının aslında ne kadar da önemli olduğunu gözler önüne seriyordu. Araştırma Türkiye’nin 50 farklı ilinden prematüre bebekleri olan 670’i anne olmak üzere 688 anne-baba tarafından cevaplandırılmış. Ankete katılanların;

%46.8’i bebeğini günde 1 kez görebildiğini,

                %34.8’i ise bebeğini yalnızca haftada 1 kez görebildiğini,

                %69’u bebeğinin yanında maksimum 15 dakika kalabildiğini,

                %48.9’u doğumdan en az 1 hafta sonra bebeğine ilk kez dokunabildiğini,

                %31.1’i bebeğine hiç kanguru bakımı yapamadığını,

                %31.4’ünün kanguru bakımı süresi ise 15-30 dakika arası olduğunu,

                %49.2’sinin bebeğine bakım vermesine hiç izin verilmediğini belirtmişler.

2014 yılından bu yana danışmanlık yapan ve çok sayıda kişinin hayatına dokunan birisi olarak, seanslarımda karşılaştığım birçok çocukluk travmasının altında anne ve baba etkeninin olduğu gerçeği ile bu anket sonuçlarını bir arada düşününce bakışlarım boşlukta asılı kaldı. Zihnimin derinliklerinde birçok “neden” çınlarken ülkemizde ve dünyadaki uygulamalar etraflıca paylaşıldı.

Bu karmaşık duygular içinde seminer tamamlanınca bir saniye bile tereddüt etmeden dernek başkanı İlknur Hanım’ın yanına gidip yürekten teşekkürlerimi iletip daha fazlasını yapmak adına özel bir röportaj yapma teklifimi sundum. Böyle bir konuda öncüllük yapıp kendi travmasını hizmet alanına çevirmiş İlknur Hanım tereddüt etmeden röportaj talebimi kabul etti. 25 Aralık 2025 günü dernek merkezinde samimi bir röportaj gerçekleştirdik. 

El Bebek Gül Bebek Derneği bugün 18. yılına giren, reşit bir kurum. Ancak her şey sizin kişisel hikayenizle başladı. Bize o ilk “karanlık” günleri ve derneğin kuruluş motivasyonunu anlatır mısınız?

Her şey ikiz kızlarıma hamileyken başladı. Prematüre doğumla birlikte kendimi müthiş bir belirsizliğin içinde buldum. O dönemde (1999) internet bu kadar yaygın değildi; “Bebeğime dokunma enfeksiyon kapar” denilerek kapı dışı bırakıldığımız, lohusa bir anne olarak duygularımızın hiç önemsenmediği, sadece makinelerin konuştuğu bir süreçti. “Bu çocuklar yaşayacak mı? Yaşasalar bile akranlarını yakalayacaklar mı?” gibi devasa sorularla baş başaydım. Kendi suçluluğunuzla boğuşurken danışacak kimseniz yoktu. Yıllar sonra bir neonatoloji doktorunun önderliğinde, bizim gibi “damdan düşen” bir grup anneyle bir araya gelip 2008’de derneği kurduk.

Aslında siz sadece bir dernek kurmadınız, Türkiye’de “hasta yakını derneği” kavramını inşa ettiniz. Bu süreçte neleri değiştirmeyi başardınız?

İlk işimiz ön yargıları kırmaktı. Biz hastaneye gelen “ziyaretçiler” değiliz; biz bu bakım ekibinin bir parçasıyız, biz anneyiz, babayız. 2011’deki torba yasayla, doğum öncesi kullanılmayan izinlerin doğum sonrasına aktarılmasını sağladık. Bugün gururla söylüyorum ki; üniversite ve şehir hastanelerine, bebeklerin anne karnındaki ortamı hissetmesini sağlayan “kuvöz örtüleri” ve pozisyon destekleyici “nest”leri ücretsiz gönderiyoruz. Artık Avrupa’daki dernekler birliğinin de aktif bir parçasıyız.

Prematüre doğumu sadece bir aile meselesi değil, bir “halk sağlığı problemi” olarak tanımlıyorsunuz. Bu bakış açısı devletin veya iş yerlerinin sorumluluğunu nasıl değiştiriyor?

Dünyada prematüre doğumu sıfıra indirebilen bir ülke yok. Ancak Nobel ödüllü bir çalışma kanıtladı ki; 0-6 yaş arasındaki bir bebeğe yatırılan her 1 dolar, topluma 44 dolar olarak geri dönüyor. Bu bebekler doğru teşhis ve takip programıyla (fizik tedavi, göz taraması vb.) gerçek potansiyellerine ulaşabilirler. Eğer anne hastaneye gitmek zorundaysa, evdeki diğer çocuklara kim bakacak? Anne işten ayrılmak zorunda kaldığında ailenin geliri yarıya düşüyor. Bu, iş yerinin de, Aile Bakanlığı’nın da, yani tüm toplumun meselesidir.

Günümüzde otizm veya serebral palsi gibi konularda farkındalık yüksek. Prematüre farkındalığı bu tabloda nerede duruyor?

Prematüre farkındalığı hayati bir önemde; çünkü her 10 hamileden biri erken doğum riski taşıyor. Dikkat eksikliği, hiperaktivite veya serebral palsi gibi durumların kökeninde çoğu zaman prematürelik yatıyor. Biz ailelerin kaygılarını artırmak istemiyoruz ama riskleri bilmek ve erken müdahale etmek hayat kurtarıcıdır. 18 yaş altı veya 35 yaş üstü gebelikler, diyabet, hipertansiyon gibi risk faktörleri varsa mutlaka bir “Perinatoloji” (riskli gebelik) uzmanına gidilmeli. Bebeğin anne karnında kalacağı fazladan iki hafta bile her şeyi değiştirebilir.

Derneğinizin çalışma yapısı oldukça proaktif görünüyor. Karar alma süreçleriniz ve finansman modeliniz nasıl işliyor?

Biz 7 kişilik çekirdek bir kadroyla, bir şirket gibi “çevik” ve “esnek” yönetiliyoruz. Karar süreçleri uzadığında bebekler kaybediliyor, biz bekleyemeyiz. Finansmanımızı şeffaf projelerle sağlıyoruz. Büyük firmalarla (Prima, Yataş vb.) sosyal sorumluluk projeleri yürütüyoruz. Örneğin “Anne-Bebek Uyum Odaları” kuruyoruz. Burada en kritik nokta sürdürülebilirlik; o odaya tabelamızı astığımızda bakımını da üstleniyoruz. Yönetimimizdeki 7 kişiden 6’sı zaten prematüre bebek sahibi; yani hepimiz “kalpten” ve damdan düşenler olarak buradayız.

2026 yılına ve geleceğe dair en büyük hayaliniz nedir? “Sıfır Ayrılık” vizyonunuzu nasıl gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

Hayalim, bir bebek nerede doğarsa doğsun, en iyi tedaviye ve eşit sosyal devlet desteğine ulaşmasıdır. Haftada bir gün 10 dakika görme izni gibi vicdana bırakılmış uygulamalar kabul edilemez. “Sıfır Ayrılık” projemizle; anne ve babanın 7/24 ünitede var olabildiği, dışlanmadığı bir sistem istiyoruz. Ayrıca ailelerin (özellikle annelerin) hastanedeyken ruhsal taramadan geçirilmesini ve devletin refakatçi izinlerini yasal güvenceye almasını hedefliyoruz. Biz aileyi bir “sistem” olarak görüyoruz; bir tarafa yapılan iyileştirme tüm sistemi yukarı taşır. ​Sizin bu “damdan düşenlerin” el ele vererek hayatı yeniden inşa etme mücadelesi toplumsal iyi olma ihtiyacımız için oldukça anlamlı. Hele ki yıllık olarak yaklaşık bir milyon canlı doğum içinde yüz bininin prematüre bebek olduğu gerçeği, sağlıklı nesillerin yetişmesinde ilk basamağın önemini fark etmemize vesile oluyor.  Karanlıktan çıkan bu ışık dolu yolculuğunuz için çok

PAYLAŞ
Exit mobile version