Page 54 - NYXmag_SAYI_022
P. 54
Hayata Dair
Çorak toprakların verimsizliğinde
savrulanlar!
"Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur" der Simone
de Beauvoir, varoluşçu felsefenin en önemli
figürlerinden. Bu ikonik cümlesiyle biyolojik cinsiyet
ile toplumsal cinsiyet arasındaki o devasa uçurumu
anlatır: Bir insan dişi olarak doğar ancak toplum onun
üzerine "kadınlık" adı altında bir dizi kural, beklenti,
davranış kalıbı ve görev yükler. Toplumdan topluma
bu kurallar, beklentiler, davranış kalıpları ve görevler
çeşitlilik gösterse de; kadını kendi başına bağımsız
bir varlık olarak değil, erkeğe veya sisteme göre
konumlanan "Öteki" olarak kurgular.
Yerma oyununda toplumun kadına biçtiği en büyük
ve kaçınılmaz "kadın olma" rolü anneliktir. Eğer
doğuramıyorsan, toplumun kurguladığı o "kadınlık"
tanımının dışındasındır. Beauvoir’ın perspektifinden
bakarsak, Yerma’yı delirten ve trajediyi doğuran şey
biyolojik olarak anne olamaması değil, toplumun ona
"Eğer anne değilsen, kadınlığın inşa edilememiştir, sen
henüz var olamadın, eksiksin" dayatmasıdır.
Aynanın sırında kaybolan gerçeklik;
Özgün Benlik!
Dış dünya bize her an bir ayna tutar. Fakat toplumun
elimize tutuşturduğu ayna ekseriyetle hilelidir; bizi
olduğumuz gibi değil, olmamızı istediği gibi yansıtıp
göstermektedir. Eğer o aynada toplumun 'ideal
evlilik', 'ideal başarı' ya da 'ideal annelik' çizgilerini
göremiyorsak, kendimizi kusurlu sanırız. Oysa eksik
olan biz değilizdir; bize tutulan aynanın ta kendisi
kırıktır.
Psikoloji ve kişisel gelişimde "Ayna Prensibi", dış Eksikliğini kabul etmenin, benliği öldüren
dünyanın ve çevremizdeki insanların aslında zehrini içmek!
bizim iç dünyamızın, inançlarımızın ve Yerma, kendi öz değerini görmek için sürekli toplumun
bastırdıklarımızın bir aynası olduğunu savunur. Ancak ve kocasının gözlerine bakar. O gözlerde "Kısır, çorak,
bu kavramın toplumsal boyutu çok daha manipülatiftir.
tamamlanmamış" tanımlamalarını görür, öyle olmasa
da!
Çocukluğumuzdan itibaren kim olduğumuzu, ne
kadar değerli olduğumuzu anlamak için etrafımızdaki Yerma o kırık ve çarpık aynaya o kadar uzun süre ve
insanların yani bizi büyütenlerin, benlik inşamızı inanarak bakar ki, aynadaki görüntüyü kendi mutlak
gerçekleştirdiğimiz mahallemizin ve kültürü bize gerçeği zanneder. Eksiklik hissi tam olarak burada
öğreten otorite figürlerinin gözlerine bakarız. Onlar doğar: Aynanın bozuk olduğunu fark edememek.
bize bir ayna olur. Sorun şudur ki; toplumun bize
tuttuğu ayna ancak kendi tamlık seviyesi kadar net ve Sürekli kendini görmek ve onaylanmak için baktığın
düz olabilir. Toplum kendi korkularını, sığ normlarını ayna, zamanla gerçeğin haline gelebiliyor. Dışarıdaki
ve beklentilerini o aynaya yansıtır. Sistem tam değilse baskı, bilinci aşıp daha derinlere inince asıl trajedi
de yansıttığı da beklediği de kökünden eksik olacaktır.
başlıyor. Bu normlar içselleşip kendi kendine "Ben
eksiğim" demeye başlayan kişi sürekli tamamlanma
Aynanın sırı kararmışsa, ne kadar gerçekçi bir odağıyla hareket eder hale geliyor.
yansıtma yapar?
Yerma’nın trajedisi de tam olarak buydu: Kendi
değerini, toplumun ona biçtiği "annelik" rolü
üzerinden ölçmesiyle başlayan girdap, buna engel
olarak gördüğü eşi Juan’ı öldürmesiyle son buldu;
varoluşsal bir çöküşün hazin sonu!
NYX
54

