Page 183 - NYXmag_SAYI_021
P. 183
Hayata Dair
Dünyaya geldiğimiz andan itibaren görünmez
bir heykel atölyesinin tam ortasında gibiyizdir.
Bakımımızla ilgilenen etrafımızdakiler bizleri
kendi bildikleri ile şekillendirmeye başlarlar,
ellerindeki keskin keskiler ve zımpara kağıtlarıyla.
Anne-babamızdan öğretmenlerimize, mahalledeki
teyzelerden, iş yerindeki arkadaşımıza kadar her biri
"en iyi formumuza" ulaşmamız için gayrettelerdir.
Niyetleri de iyiliğimize dairdir.
Bu süreç bir var etme sürecinden öte, benzetme ve
aykırı ya da farklı olanı budayıp yok etmektir: bize
benzemeyen bizden değildir!
Kendi özgürlüğü yerine toplumsal esaret!
Bizler, potansiyelimizi özgün ve özgürce sergilemesine
izin verilen varlıklar değil, toplumun zihnindeki
"ideal insan" kalıplarına dönüştürülmüş, fazlalıkları
yontulan ve nihayetinde bu kalıplarla katılaştıran birer
toplumsal nesne miyiz?
Baskı süreci, genellikle sesiz sedasız ilerler ve
kalıplanma tamamlanınca da özgün olmaya çalışmak
ya da kendi olabilmek en zor haline gelir.
Geçtiğimiz yaz “Gülizar” filmini izlemiştim. Boğucu
atmosferin neden tercih edildiği, baskılanmanın
yarattığı daralmayı yaşatmak içindi sanırım. Gülizar’ın yüksek ve kalın duvarlar gibi. Bulunduğu çevrede
hikayesi, aslında hepimizin ortak trajedisinin otorite olanların fiziksel bir darbeden çok daha etkili
sinematik bir yansıması gibi. Filmdeki dar kamera olduğu mesajı veriliyor. Otorite figürleri, Gülizar’ın
açıları, karakterin üzerine çöken o ağır tavanlar ve sesini zorla kesmezler; ona, susmanın "en erdemli
etrafındaki insanların beklentileri adeta örülmüş davranış" olduğu bir dünya inşa ederler.
NYX
183

