Page 185 - NYXmag_SAYI_021
P. 185
Hayata Dair
Bilgi önemli bir şey, deneyim ise her şey!
2025'in yaz aylarında küratör Selen Ansen, Franz
Erhard Walther’in “Heykel Olma Teşebbüsü”
performansını Arter'de bizlerle buluşturdu. Ne
şanslıyım ki deneyimleme fırsatım oldu.
Heykel olmaya teşebbüs edilir mi?
İki farklı canlı performansın içine dahil oldum.
Birincisinde dokuz kişinin katılımıyla performans
1958 yılının radikal sanat anlayışıyla Franz Erhard gerçekleşti. Altı açık bir çuvala benzeyecek şekilde
Walther toplumsal kalıplara bambaşka bir bakış açısı dikilmiş dokuz gözlü bir kumaşın içine girdik. Ayrı
getirdi.
bölmeler ama aynı kumaşın devamı. Kendi gözümüzde
serbest ve özgür hareket ederken, en baştaki kişinin
Walther, "Heykel Olma Teşebbüsü" heykel kavramına adım aralıkları ile hızı belirlenen şekilde yürümeye
felsefik bir iç bakış getirerek yeniden yorumladı, başladık. Başlangıçta bir oyun gibi gelse de yürüme
duygu düşünce ve davranışları da dahil ederek. hızının, içine girdiğimiz keten bez bölmesinin
Walther’e göre bir heykel, müzede dokunulmaz gerginliğinin kendi hareketlerimi sınırladığını
bir şekilde duran mermer bir blok değildir; heykel, algılamaya başladım. Özgür zannederken, sıkı sıkı
insanın kendi bedeniyle ve iradesiyle gerçekleştirdiği kontrol altında olmak! Tam bir ikircikli hissiyattı benim
bir eylemdir. Walther, izleyiciyi pasif bir gözlemci için.
olmaktan çıkarıp, onu bir kumaşın içine girmesi veya
belirli bir formda durması için teşvik ettiğinde, aslında İkinci canlı performansta, bu kez neredeyse tüm
şunu haykırıyordu: "Sana verilen formu reddet, kendi bedenimizin içinde kaybolacağı kadar bir derinlikte
formunu eyleminle yarat!"
ve daha geniş aralıkta, on iki kişilik bölmeler şeklinde
dikilmiş keten bir kumaş yere serildi. Bizler de
1958’deki o canlı heykel aktiviteleri, sadece bir sanat yerdeki kumaş bölmesinin içine girip yere uzandık,
deneyi değil, baskılanan insanlık için bir özgürlük sanki kefenlenmiş de yerde yatıyor gibi bir histi ilk
manifestosuydu. Walther, heykelin "bitmişliğini" algıladığım. Kendi özgün alanı içinde fakat diğerleriyle
reddediyordu. Ben de “Herkes Kendi Hayatının aynı hizada olmanın verdiği rahatsız edici bir kısıtlılık
Mimarıdır” kitabımda, hayatın her anında kendimizi hali… Başlangıçta yine oyun gibi gelse de çok az bir
yeni değişkenlere göre yeniden tasarlamamız süre sonra dünyadaki var oluş sebebinden tut da
gerektiğine vurgu yapıyor ve insanın "bitmiş bir ürün" yapabilir kapasitenle etkileyebileceğin alana kadar bir
değil, her an yeniden inşa edilen bir süreç olduğunu sürü kavramı sorgulatan bir deneyimdi.
savunuyorum.
Dahil olduğum iki performans da aslında özgürlük
Peki gerçekten Walther, kumaşların içindeki canlı alanımızda fark etmemiz gereken görünmez sınırların
performanslarında özgür ve özgün kalabildiğimizi arasında baskılanıyor olduğumuz gerçeğiydi. Gerçek
düşündürtebildi mi?
bir özgürlük mümkün mü?
NYX
185

