İstanbul’u Taşımak:LOT34’ün Duygusal ve Zanaatsal Evreni

Writer: Nurgül Eryıldır Günay

Date: 26/05/2026

PAYLAŞ

Burcu Kavkacı / Lot34 İstanbul Markası Kurucusu / Tasarımcı

Röportaj: Nurgül Eryıldır Günay / [email protected]

İstanbul’un katmanlı hafızası bazen bir sokakta, bazen bir kapı tokmağında, bazen de bir el işçiliğinde saklıdır. LOT34 Istanbul ise bu hafızayı bir aksesuarın ötesine taşıyarak, dokunulabilir ve taşınabilir bir forma dönüştürüyor. Markanın kurucusu ve tasarımcısı Burcu Kavkacı, çantayı yalnızca bir stil objesi olarak değil; zaman, emek ve hikaye biriktiren bir yüzey olarak ele alıyor.

LOT34’ün dünyasında her parça, seri üretimin anonimliginden uzak; aksine, iz bırakmayı amaçlayan bir karaktere sahip. Dantel detaylarında bir anneannenin sabrı, kumaş seçimlerinde geçmişle kurulan bilinçli bir diyalog ve üretim sürecinde yavaslamayı göze alan bir zanaat anlayışı var. Bu yaklaşım, markayı yalnızca estetik bir öneri olmaktan çıkarıp, duygusal ve kültürel bir anlatıya dönüştürüyor.

Koleksiyon isimlerinden kullanılan materyallere, üretim sürecinden yeni nesil charm’lara uzanan bu evrende, LOT34 aslında tek bir sorunun etrafında şekilleniyor: Bir obje ne zaman “kişisel” hale gelir? Ve o an, tasarımcıdan çıkıp sahibine ait olmaya ne zaman başlar?

Burcu Kavkacı ile, el işçiliğinin bugünkü karşılığını, nesiller arası aktarımın tasarıma nasıl nüfuz ettiğini ve bir çantanın nasıl bir hikaye taşıyıcısına dönüştüğünü konuşuyoruz.

Markanın isminin hikayesiyle başlayalım. Lot 34 İstanbul ismi nereden geliyor?

Lot 34 markası ilhamını İstanbul’dan, sanattan ve estetikten alıyor ve mümkün mertebe şahsına münhasır parçalar sunmayı hedefliyor. Bu yüzden müzayedeye çıkan değerli sanat eserlerini ve özel parçaları tanımlayan “lot” kelimesi ile markanın doğduğu şehrin plaka kodu olan “34”ün birleşiminin markanın ruhunu iyi bir şekilde yansıtacağına inandık. Zaten fikir ilk olarak babamdan çıktı, ben de duyar duymaz isme bayıldım.

Sizin için bir çantayı “koleksiyon objesi” yapan şey nedir? Bir tasarımın modanın ötesine geçip kalıcı bir parçaya dönüşmesi nasıl mümkün oluyor?

Koleksiyonlarımda hiçbir zaman klasik bir çanta üretme hedefiyle yola çıkmadım. Genelde her model için çok spesifik bir ilham kaynağım oluyor. Mesela ilk tasarladığım “Koltukçu” çantayı aslında gördüğüm antika bir takı kutusundan ilhamla çizdim. Kutunun içinde kadife kumaşla kaplanmış, puf puf ve düğmeli şekilde chester koltuk gibi dokusu olan bir kutu gördüm. O dokunun bir çantanın dışına taşınırsa çok tatlı görüneceğini düşündüm. Ya da dantelli modellerimizin ilhamı anneannelerimizin evlerinde televizyonların üzerine serilen danteller. Kısacası benim için bir çantayı “koleksiyon objesi” haline getiren şey, onun sağlam bir referansa dayanıyor ve tıpkı bir sanat eseri gibi arkasında bir hikayenin yatıyor oluşu.

Arkeoloji, sanat tarihi ve Paris’teki moda eğitiminiz oldukça disiplinlerarası bir arkaplan sunuyor. Kapalıçarşı’nın dokusu, zanaatkarlığı ve hikayeleri tasarımlarınızın merkezinde yer alıyor. Bugünün hızla tüketilen moda dünyasında bu kadar köklü bir referansı güncel tutarken en büyük yaratıcı gerilimi nerede yaşıyorsunuz?

Günümüz dünyasında maalesef her şeyi çok hızlı tüketmeye alıştık. Sosyal medya tüketimi artıkça hayatın her alanında bir şeyleri tüketme ve bir şeylerden sıkılma hızımız çok arttı. Yaratıcı gerilimi en çok burda yaşıyorum diyebilirim, çünkü hızlı trendlerin dünyasında yaşarken kalıcı, kendine özgü ve modası geçmeyecek ürünler tasarlamaya çalışmak zihinsel olarak yorucu geliyor. Üzerine markanızın vitrini artık sosyal medya olduğu için içerik üretimi noktasında bu hıza ayak uydurmaya çalışmak durumunda kalıyorsunuz. Bu da markamın DNA’sı ile çakışan bir nokta oluyor. Ancak tabii ki günümüzün şartlarına da uyum sağlamak zorundayız 🙂

Her çantanın arkasında İstanbul’un bir parçası, bir sokak ya da bir zanaat izi var. Bugüne kadar sizi en çok duygusal olarak etkileyen tasarımınız hangisi oldu ve neden?

Aslında tüm koleksiyonlarım ve çantalarım benim için çok değerli. İlk koleksiyonumun adının Kapalıçarşı olması ve her çantanın ismini Kapalıçarşı’nın sokakları hanları ve kapılarından almasının sebebi küçükken babamla ilk kez Kapalıçarşı’ya gittiğimde atmosferinden inanılmaz etkilenmem oldu. Bu yüzden bu koleksiyonun genel anlamda bana verdiği his çok değerli. Eğer özel olarak bir çanta seçmem gerekirse de “Anneanne Evi” koleksiyonundaki dantelli çantalar benim için çok değerli diyebilirim. Çünkü dantellerin hepsi anneannem tarafından elle işleniyor. Bu yüzden onların değeri gözümde paha biçilemez.

Dantel detaylı çantalarınızda kullanılan parçaların anneanneniz tarafından örülmesi, tasarımlarınıza neredeyse kuşaklar arası bir hafıza katıyor. Bu işbirliği sizin için sadece estetik bir tercih mi, yoksa tasarımın duygusal merkezini belirleyen bir unsur mu?

Dantel estetik olarak her zaman çok beğendiğim bir unsur. Ancak tabii ki bu tercihte duygusal taraf daha ağırlıklı. Zaten koleksiyonun ismi “Anneanne Evi” ve tüm çantalar anneanne, babaanne evlerinde gördüğümüz estetik tercihlerden referansla tasarlandı. Ayrıca koleksiyonun çekimini de kendi anneannem ve babaannemle birlikte babaannemin evinde gerçekleştirdik. Koleksiyonun genel amacı bu evlerin bize yaşattığı duygusal sıcaklığı estetik unsurlar üzerinden hissettirmeye çalışmak ve maalesef bizim neslimizde azalan bu inanılmaz el işçiliğinin güzelliğini her gün kullanabileceğimiz bir ürün vasıtasıyla takdir etmek.

Tüm üretimin el yapımı olması, her parçayı aslında “tekrarlanamaz” kılıyor. Bu durum koleksiyon planlamanızı nasıl etkiliyor? Seri üretim mantığından bilinçli olarak uzak durmak markanın büyüme stratejisini zorlaştırıyor mu, yoksa güçlendiriyor mu?

Dediğiniz gibi her ürünün el yapımı olması ve kullandığımız çoğu kumaşın devamının olmaması aslında tüm ürünleri tekrarlanamaz kılıyor ve hepsinden limitli sayıda üretebilmemize sebep oluyor. Açıkçası çantalarımızın toz torbalarını bile annem, anneannem ve dayım elle dikiyor. Bu tabii ki zorlayıcı bir durum. Özeleştiri yapmam gerekirse markama bir iş modeli gibi yaklaşmaktan ziyade bir tasarımcı gözüyle yaklaşıyorum. Bu yüzden büyüme stratejisi gibi çok daha planlı ilerletmem gereken unsurları daha yeni yeni oturtmaya başladım diyebilirim. Şu anda bu yaklaşımımız büyüme stratejisini zorlaştırıyor ancak bu dezavantajımızı doğru konumlandırmayla avantaja çevireceğimizi umuyorum.

Koleksiyon isimleriniz ve kumaş seçimleriniz arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Önce hikaye mi geliyor, yoksa dokunduğunuz bir kumaş mı koleksiyonun adını ve ruhunu belirliyor?

Aslında bu iki türlü de gerçekleşebiliyor. Kimi zaman bir kumaşla karşılaşıp ondan çok etkileniyorum ve o kumaşın verdiği his doğrultusunda ilham kaynağımı bulup koleksiyonun diğer ürünlerinin kumaşlarını bu ilham ve hikayeye uygun hissettirecek şekilde seçiyorum. Bazen de aklıma bir hikaye geliyor ve bu hikayenin hissini yansıtacak kumaşları bulmak için çabalıyorum.

Yeni koleksiyonda yer alacak charmlar, çantalarla kurulan ilişkiyi daha kişisel ve oyunlu bir noktaya taşıyor gibi görünüyor. Charmların hikayesini sizden dinlemek istiyorum. Bu charmları sadece bir çanta aksesuarı olarak mı konumlandırıyorsunuz, yoksa kullanıcıya kendi stylingini oluşturacak farklı kullanım alanları da olacak mı?

Markam dışında illüstratörlük yapıyorum. Aslında tüm charmlarım kendi çizimlerimin üç boyutluya çevrilmiş hali. Erkek ve kadın figürleri zamanında annem ve babamı Osmanlı tipi çizdiğim illüstrasyonlardan ilhamla yapıldı. Köpek figürü yaşça büyük olan köpeğim Yoda’yı temsilen, kedi figürüyse nişanlımın rahmetli kedisi Kazım’ın anısına çizdiğim illüstrasyonlardan üç boyutluya çevrildi.

Bu charmları satışa sunduğumuzda hem kısa hem uzun ipi olacak. İsteyenler çanta aksesuarı, isteyenler kolye gibi kullanabilecek. Bir arkadaşım pantolonunu kemer takılan kısmına takarak kullanıyor mesela. Bence bu charmların nasıl kullanılacağı kişinin yaratıcılığına göre daha da çeşitlenebilir.

PAYLAŞ