Şeker Kokan Şehir: GENT

Writer: Ayça Akad

Date: 12/04/2023

PAYLAŞ

Yeni yılın hemen öncesinde keyifli bir aile tatili planladık. Kartpostal gibi evleri, turistik malzemeye çevrilmemiş dokusu, şeker komasına garantili çikolata dükkanları, şık atmosferi ve cana yakın havası ile Gent’in ne kadar doğru bir tercih olduğunu, şehre adım atar atmaz anladık.

Belçika’nın Anvers’ten sonra ikinci büyük şehri olmasına rağmen, Brugge’ün popüler romansının gölgesinde kalan Gent, National Geographic’e göre dünyanın en otantik şehirlerinden biri. Kuzey Avrupa’lılara göre de en zarif kentlerden. Bilindik Avrupa şehirlerinin kalabalığından yorulduysanız Gent’in samimi havası sizi hemen etkisi altına alacaktır.

Brüksel’e indikten sonra, bir saatten kısa süren tren yolculuğu ile Gent Sint Pieters tren istasyonuna ulaşabiliyorsunuz. Nüfusumuz fazla olduğu için merkezde, Belfort caddesi üzerinde AirB&B’den 3 odalı geniş bir daire kiraladık.

Gent’in ismi “iki nehrin kesiştiği yer” anlamına gelen Keltçe “Ganda”dan geliyor. 7. yüzyılda, Scheldt ve Leie nehirlerinin birleştiği bölgede kurulmuş bu büyük liman kenti, Üç Kuleli Şehir olarak da biliniyor.

12 ve 13. yüzyıllarda, Avrupa’nın en büyük kumaş üreticisi haline gelen şehir, Orta Çağ boyunca Kuzey Avrupa’nın büyük ve zengin şehirlerinden biri olmuş. Çoğu Avrupa ülkesinin aksine, 1. ve 2. Dünya Savaşlarında neredeyse hiç hasar almadığı için 13-16. yüzyıllar arasında inşa edilen yapılar büyük ölçüde
korunarak günümüze kadar gelmeyi başarmış. Bu da şehre farklı bir orijinallik katıyor.

Gent, en çok yaya yoluna sahip Avrupa şehri olarak da biliniyor. Şehir içinde araç yolu ve otopark bir sorunken bisiklet ve yaya dostu olan bu şehir çevre dostu aynı zamanda ve pek çok vegan ve vejetaryen
mekana sahip.

Sadece gündüz değil, hava kararınca da etkileyici bir manzaraya sahip olan şehrin başka güzel bir avantajı da, ziyaret edilecek yerlerin birbirine çok yakın olması. Bizim günlerimiz birkaç sokağı tavaf ederek geçti diyebilirim. Tabi aralık ayında olduğumuz için rüzgara ve yağmura direnmek zorunda kalsak da şehir o kadar keyifliydi ki hava muhalefeti bile tadımızı kaçıramadı.

Het Gravensteen (Gravensteen) yani Kontlar Kalesi, şehrin en önemli yapılarından. Lieve Nehri kıyısında, üç tarafı hendeklerle çevrili bu kale, 12. yüzyıl civarında Flanders Kontu’nun gücünün sembolü olarak, başka bir kalenin temelleri üzerine inşa edilmiş.

Flaman bölgenin tek Orta Çağ kalesi olar ak günümüzde hala ayakta olan kale, birkaç yüzyıl boyunca kontları tarafından kullanıldıktan sonra adliye binası ve hapishane olarak kullanılmış. Günümüzde müze olarak hizmet veren yapı, 1800lerin sonunda yıkılmak üzereyken restore edilmiş.

Kalenin içinde kullanılan son giyotinden işkence aletlerine pek çok nesnenin sergilendiği bir Adli Nesneler Müzesi ve Silah Müzesi bulunuyor. Kontların daireleri ve ahırlar da ziyarete açık. Zamanda geriye gideceğiniz bu görkemli kale aynı zamanda The White Queen dizisinin de çekildiği yerlerden.

Sint-Baafskathedraal (Saint Bavo’s Cathedral) yani Aziz Bavo Katedrali, şehrin ünlü üç kulesinden biri. 10. yüzyılda Aziz Jonh onuruna yapılmış daha eski bir ahşap bir kilise üzerine inşa edilmiş ve 16 yüzyıl ortalarında tamamlanabilmiş. 89 mt yüksekliğindeki kulesi ile Gotik mimarinin zarif örneklerinden olmakla birlikte inşaatı birkaç yüzyıl sürdüğü için Romanesk etkilere de sahip. İç mekânında bulunan sanat koleksiyonu ile de ünlü. Bunlardan en bilineni, Van Eyck kardeşlerin Ghent Altarpiece isimli panoda yer alan Adration of Mystic Lamb (mistik kuzuya tapınma).

Sint-Niklaaskerk (St. Nicholas’ Church) yani Aziz Nicholas Kilisesi ise şehrin diğer kulesi. 13. yüzyıl civarında yenilenen gotik kilise, tarihi buğday pazarının hemen yanında yer alıyor. Şehrin en eski simge yapılarından biri ola bu kilise 16. yüzyıl da hasar almış ve Fransız Devrimi sırasında ahır olarak yeniden tasarlanmış. Tournai’den getirilen mavi taşlarla inşa edilen kilise, Scheldt Gotik stilinin en iyi örneklerinden kabul ediliyor.

Het Belfort van Gent yani Gent Çan Kulesi şehrin üçüncü kulesi. Unesco Dünya Mirası Listesi’ndeki kule 14. yüzyıldan kalma. Gözlem ve savunma amaçlı yapılan ve şehrin bağımsızlığını sembolize eden kule zamanla duyurular yapmak için kullanılmış. Yüksekliği 91 metre olan çan kulesinin üzerindeki rüzgar gülü ejderha şeklinde. Şehrin sembolik koruyucusu olan bu ejderhanın orijinali, kulenin içinde sergileniyor. Ayrıca içeride geniş bir çan koleksiyonu ve zilleri kontrol eden saat mekanizması da bulunuyor.

Kulenin hemen yanındaki yapı Cloth Hall yani kumaş borsası, 140 0lerin ortalarında yapılmış ve ortaçağda yün ve kumaş tüccarlarının buluşma yeri olmuş.

Sint-Michielskerk (St. Michaels Church) yani Aziz Michael Kilisesi, seyahatimiz boyunca bol bol etrafında turlayıp bir türlü içine giremediğimiz diğer muhteşem bir yapı. Leie nehrinin yanında, aynı isimli 1905’de
yapılan köprü ile taçlanan Neo-Gotik kilise geniş bir zaman diliminde kademeli olarak inşa edilmiş.

Kilisenin hemen yanındaki Sint-Michielsbrug yani Aziz Michael Köprüsü, şehrin belki de en romantik ve en
çok fotoğraflanan noktası. Ferforje korkuluklar ve bronz heykellerle süslü bu taş kemerli köprü eskiden düz bir döner köprüymüş.

12. yüzyılda eski bir şapelin yerine inşa edilen Sint-Jacobskerk (St. James Church) yani Aziz James Kilisesi, diğerleri kadar gösterişli olmasa da Barok cephesiyle dikkat çekiyor.

Diğer yapılara göre merkezden biraz daha uzak kalan Sint-Pietersabdij (St Peter’s Abbey) yani Aziz Peter Manastır Kompleksi, üzüm bağları ve manastır kalıntılarını içeren keyifli bir bahçeye sahip. Günümüzde uluslararası sergilere de ev sahipliği yapan ve Belçika’nın en büyük manastırlarından biri olan yapının tarihi 7. yüzyıla kadar uzanıyor.

Stadshal ise bölgedeki tarihi meydanda, ihtişamlı Orta Çağ yapılarına kafa tutan ahşap, modern bir yapı. Enteresan bir şekilde dokuyu bozmayan bu yapıda konserler, şovlar ve etkinlikler düzenleniyor.

Şehirdeki etkileyici yapılardan gözünüzü alabilir ve yere doğru bakarsanız, yuvarlak ufak metal plakalar göreceksiniz. Muntenroute isimli bu proje, madeni paralarla döşeli bir Orta Çağ ticaret y olunu temsil
ediyor. Küme halindeki plakaların üzerlerinde qr kodları, Gent’in belediye koleksiyonundan seçilen figür ve resimler yer alıyor. Her küme bulunduğu bölgedeki bir anıtı, olayı ya da kişiyi anlatıyor.
Şehirde dikkat çeken bir diğer yapı ise Stadhuis yani Gent Belediye Binası. Çan kulesinin yakınındaki bu
bina ilk başta, iki ayrı binaymış gibi algılanmasının sebebi, yapımının birkaç yüzyıl sürmesi. Bu da binada
pek çok mimari tarzı bir arada görmeyi mümkün kılıyor.

Belediye binasından birkaç sokak uzaklıktaki Werregarenstraat (Graffiti Street) yani Grafiti Sokağı da şehrin cazibe noktalarından. Gent yönetimi tarafından, sokak sanatçılarını desteklemek için geliştirilen proje sonunda dar bir ara sokak, sanat eserine dönüştürülmüş. Benim en çok dikkatimi çek en ise, yerlerin temiz ve sokağın kokmuyor olması. Zaten şehrin genelinde sokakların temizliği, dükkanların özenliliği dikkatinizden kaçmayacak…

Modern sanata giriş yaptığımıza göre, şehirdeki müzelerden de bahsedelim. Stedelijk Museum voor
Actuele Kunst (City Museum for Contemporary Art) diğer adı ile SMAK, bir modern sanat müzesi.
1945 sonrası modern sanat eserlerinden oluşan bir koleksiyona sahip ve Flaman sanatçıların yanı
sıra Andy Warhol, Karel Appel gibi dünyaca ünlü sanatçıların eserlerini görebiliyorsunuz.

Stadsmuseum Gent (Ghent City Museum) diğer adı ile STAM, Gent Şehir Müzesi. 2010’da açılan müzede,
şehrin tarihi ile ilgili pek çok şe y bulabilirsiniz. İç mekanları oldukça modern olan müzede 3000 den fazla obje ve interaktif materyal sergileniyor.

Şehrin en çok ziyaret edilen müzelerinden olan Museum voor Schone Kunsten (Ghent museum of
Fine Arts), diğer adı ile MSK 15-20. yüzyıllar arası dönemlere ait birbirinden değerli sanat eserine
ev sahipliği yapan bir yeni güzel sanatlar müzesi. Design Museum Gent (Gent Tasarım Müzesi) ise
17-21. Yüzyıllara ait pek çok esere ev sahipliği yapıyor.

Geleneksek Flaman evini yansıtan ve yaşlı bakım evinden dönüştürülen Huis van Alijn (Alijn Evi
Müzesi) ise 20. yüzyıl günlük yaşamına ait pek çok obje bulunuyor. Akıl hastalarının haklarını savunan
Dr. Guislain Museum (Dr. Guislain Müzesi) de aslında halen faaliyette olan akıl hastanesinin içindeki bir psikiyatri müzesi.

Kentte 10-11. yüzyıllarda tahıl ticaretinin yapıldığı yer Korenmarkt (Wheat Market) yani buğday pazarı. Leie Nehri ile St. Nicholas Kilisesi ar asında konumlana meydan, şehrin ana meydanlarından. Etrafı bar, restoran, tarihi binalar ve eski postane binası ile çevrili bu meydanda şehirdeki büyük etkinlikler düzenleniyor. Bizim gittiğimiz tarihlerde Noel pana yırı burada kuruluydu. Ayrıca şehrin alışveriş caddeleri Veldstraat ve Kortemunt’u birbirine bağlıyor.
Vrijdagmarkt (Friday Market) ortasında Gent’in tarihinde yer etmiş tekstilci Jacob van Arte velde heykeli dikili. Geleneksel Lonca evlerinin yanı sıra art nouveau binalar da göreceğiniz meydanın etrafında ise zamanında ilk hastane binası olan Ons Huis/ Bond Moyson ve pek çok cafe buluyor. 12. yüzyıldan beri cuma günleri kurulan pazarda sebze meyveden vintage eşyalara pek çok şey bulabilirsiniz.
Vismarkt ise eski balık pazarı. Gr avensteen’ın karşısındaki meydanda en dikkat çeken yapı, şimdilerde turizm ofisine ev sahipliği yapan ve kapısında Neptün heykeli bulunan bina.

Hemen yakınındaki Sint-Veerleplein meydanındaki sokak lambalarına dikkat edin. Kısa bir anlığına yanıp
söndüğünü fark edebilirsiniz. Gent’de, yeni bir bebek doğduğunda, ebeveynlere bu sokak lambalarına bağlı bir düğmeye basma seçeneği veriliyor. İtalyan Sanatçı Alberto Garutti ile Gent Kent Konseyinin ortak
projesi olan bu enstalasyonun adı Ai Nati Oggi yani “Bugün Doğanlar İçin”.
Patershol Bölgesi zamanında deri tüccarlarına ve din adamlarına ev sahipliği yapmış. Şimdilerde üniversite
öğrencilerinin ve sanatçıların tercih ettiği bir y er. Otantik dokusu sanat ve dinamizmle birleşince ortaya
keyifli bir bölge çıkmış.

Leie Nehri’nin bir tarafı Graslei, diğer tarafı da Korenlei olarak geçiyor. Zamanında limanın parçası
olan ve buğday ticaretinin merkezi olan bu yerler günümüzde kentin turistik bölgesi. Graslei baharatlı, Korenlei ise tohumlu anlamına geliyor.
Kanal turlarının başladığı bu bölgede bolca cafe ve restoran bulunuyor. Bu arada, kanal turları yaklaşık
40 dakika sürüyor.

Atıştırmalıkları, ana yemeklerden daha meşhur olan bu ülkenin waffle ve patates kızartmalarından bahsetmeye gerek yok aslında. Patates kızartması için “Frituur Atelier”i tercih edebilirsiniz zira gördüğüm
en havalı patates kızartma dükkanı. Dükkanın bulunduğu meydanda, hardal sevmeyenleri bile delirtecek kokulara sahip Mostaardfabriek ve Tierenteyn-Verlent isimli bir hardal dükkanı var.

Tencerede beyaz şarapla pişen kabuklu midyeler ve envai çeşit birasını da denemenizi öneriyorum.

Cuberdon (Nose of Gent) buraya özgü, koni şeklinde bir şekerleme. Orijinali mor renkli ve ahududu aromalı, dışı hafif sert, içi akışkan bu lokumu meydanlardaki seyyar arabalarda bulabilirsiniz.

Siz neler yaptınız diye sorarsanız, yukarıdaki pek çok mekanı ziyaret edemedik. Onun yerine bol bol hasret giderdik, bir sürü yiy ecek denedik, sokakları keşfettik, kiliselerde mumlar yakıp yeni yıl için dilekler tuttuk, noel pazarının tadını çıkartıp sıcak şaraplar içtik, nehir turu yaptık, eski dostlarımızla buluştuk. Şehrin tadı
damağımızda, kokusu burnumuzda evlerimize döndük.

PAYLAŞ