İyilik ve Güzellik Paylaşıldıkça Hayat Güzelleşir

Writer: Sevil Balaban

Date: 09/08/2022

PAYLAŞ

Aslı Şen / Ashley Joy Markası Kurucusu

Röportaj: Sevil Balaban / sevil.balaban@nyxmag.com

Aslı Şen Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Üniversite sonrasında yurtdışında pazarlama eğitimleri aldı. Türkiye’ye döndüğünde halkla ilişkiler alanında kısa bir süre çalıştı. Hamileliğinin ardından iş hayatına bir süre ara verdiği dönemde, doğal içeriklerle bakım ürünleri yapmak için araştırmalar yaptı. Ve sonunda kozmetik markası Ashley Joy’u yarattı ve her geçen gün markasını geliştirmeye devam ediyor.
Aslı Şen ile Ashley Joy markasını ve ilham veren hikayelerle dolu yaşamını konuştuk.

“Ashley Joy”u yaratmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında bunun çok ilginç ve çok özel bir hikayesi var. Eminim ki her anne benimle hemfikir olacak. Hali
hazırda her zaman yediğime, içtiğime dikkat eden biriydim ancak hamilelik dönemimde bu konuda daha dikkatli olmaya başladım. Yediğim, içtiğimin dışında kullandığım bakım ürünlerine vs. de çok daha fazla özen gösterdim; içeriklerini inceledim, araştırdım. Bu sadece cildim için geçerli değil saç bakımında da oldukça dikkatli davrandım. Her kadın, her birey saçı bakımlı ve güzel olursa kendini daha iyi hisseder. Uzun yıllardır Ender Saraç’a gidiyorum, yine o dönem yani hamilelik dönemimde Ender Bey, ürünlerin içeriklerine, doğal yollarla nasıl bakımlı olabilirim merakıma yönelik doğal malzemelerle neler yapabileceğime dair birkaç tavsiyede bulundu. Ben de bu konuyu araştırarak evde kendi kendime kremler yapmaya başladım.

Aynı dönem bir yandan da kariyer anlamında yeni bir şeyler yapmak, insanlara değerli bir şeyler sunabilmek fikri de var ama tam olarak ne olması gerektiği noktasında da kafamda bazı şeyler tam
oturmamıştı. O dönem, ben buna hep planlanmış ve ilahi tesadüfler diyorum, bir arkadaşımın nikah şahidiyim ve düğünü de New York’ta olacak. Hazırlıklarımızı yaptık ve organizasyon için New York’a gittik. Kendimi bildim bileli çocukluğumdan beri meraklı, yeniliklere açık, araştırmayı, yepyeni bilgiler, kültürler keşfetmeyi seven biri oldum.
Her şeyi sorar, öğrenmeye ve araştırmaya önem veririm. Düğün sırasında doğal içeriklere önem verdiğimi fark eden, bu anlamda sohbetlerimize tanıklık eden ve hayatımda gerçekten de rehber olma özelliği taşıyan biriyle tanıştırıldım. Sohbet ettik bu doğal içerikler konularında ve gerçekten çok iyi anlaştık. Neyse düğünden sonra Türkiye’ye geri döndük. Bu beyefendinin ilmi, bilgi birikimi gerçekten çok değerliydi; biz de onu Türkiye’de de herkes tanısın diyerek davet ettik ancak ne yazık ki o dönem gelemedi ve bir türlü yeniden görüşmek nasip olmadı. Gel zaman git zaman ve benim de hiçbir şey tesadüf değildir dediğim gibi aradan 4 ay geçti çok yakın bir arkadaşım beni aradı, bu beyefendinin Türkiye’ye geleceğini kendisinin onu gezdireceğini ancak rahatsızlandığı için eşlik edemeyeceğini ve benim bu konuda yardımcı olup olamayacağımı sordu. Bizde misafirperverlik çok önemlidir ve tabii ki hem bu anlamda hem de arkadaşıma yardımcı olmak için kabul ettim. Hemen güzel bir program yaptım ve Kapalıçarşı, tarihi yerler, bütün gün kendisine eşlik ederek İstanbul’da ona rehberlik ettim. Benim de kim olduğumu bilmiyor yani hangi aileye mensubum vs. hiç bu konularda konuşmadık zaten kendisi de dünyevi şeylere değer veren biri değil; maneviyatı çok yüksek tabiri caizse guru diyebileceğimiz biri…
Tam kendisini yolcu edeceğiz bana beyaz bir zarf uzattı; ben de rehberlik ettiğim için bahşiş veriyor sandım ve mahcup oldum; kabul edemem, burada kime sorsanız misafirperverlik eder, sizinle aynı
şekilde ilgilenirdi diye kibarca ret ettim. Kendisi de gayet zarif bir şekilde zarfta benim sandığım şeyin
olmadığını, açıp okuduğumda hayatımı değiştirecek bir şeyin olduğunu söyledi. İyi bir insansın, iyilik et diyerek sözlerine devam etti ve kendimi iyi hissettiğim bir yerde, bir zamanda bu zarfı açmamı, dikkatlice okumamı tembihledi. Çok heyecanlandım ve eve gider gitmez onun da söylediği gibi en doğru zamanda, kendimi iyi hissederek, en güzel enerjilerle zarfı açtım. İçinde daha önce hiç görmediğim, karşılaşmadığım çok özel bir bitkisel formül vardı. Hızlıca denedim ve muazzam bir etki aldım; işte o formül de Ashley Joy’un ikonik bakımı olan Ashley Joy Bitkisel Saç Bakım Yağı’nın formülüydü… Yani beyefendi bana sarı renkli Ashley Joy bakım yağının özel formülünü vermiş oldu.
Daha sonra da New York’a her gittiğimde kendisinden bitkilerle ilgili özel eğitimler aldım. Gerçekten hayatta her şey su gibi yolunu buluyor. Bu bakım bana iyi geldiği için çok yakın arkadaşlarıma, çevreme yapmaya başladım; hatta eve gelen misafirlerimize çok şık şişelerde hediye olarak sundum. O kadar güzel geri dönüşler aldım ki; herkes kendi yaşadığı mucizevi etkilerden bahsediyor, bunu daha fazla insana ulaştırmam konusunda beni motive ediyordu. Her zaman iyilik ve güzellik paylaşılmalıdır; paylaşıldıkça artar, hayat da böyle güzelleşir diye düşünen biri oldum. Birinin saçına, birinin egzamasına, iyi gelen bu formülü herkese iyi gelecek şekilde ulaştırmalıyım diye düşünmeye başladım. Tam da bu dönem, tesadüfler zinciri, bir v esile ile Umre’ye gittim ki bu ilk defa Metinsiz gittiğim bir seyahatti.
Biz Metin ile birlikte gezmekten ve yeni yerler keşfetmekten çok keyif alan bir çiftiz en başından beri ama bu sefer Metin’in programına uymadı ama içimden bir ses de mutlaka gitmemi söylüyordu, Metin de beni bu keşfi yapmam yönünde teşvik edince gittim; iyi ki de gitmişim. Yine ilahi bir tesadüf, uçakta yanıma Suna Dumankaya denk geldi. Onunla da bu doğal, bitkisel içerikler hakkında sohbet etme imkanım oldu. Seyahatim sırasında önümde bir kadın bayıldı; hemen yardımına koştum sonra kadın benimle ilgilendi, sohbet ettik ve beni lokalde iyi bilinen çok özel biriyle tanıştırdı. Bu kişi de maneviyatı çok yüksek bir insandı ve bana “Kalbinin ekmeğini yiyeceksin, ruhunun temizliğini koru; elinde bir hazine var ve onu hayata geçir. 7 sene sonra dünya markası olacaksın, sizin kültürünüzde Mevlana var; aldığını ver ve paylaş.” dedi. Hiç unutamıyorum; hala sözleri kulaklarımda… Bunların hepsi birbirini tamamlayan tesadüfler oldu.


Türkiye’ye döner dönmez tamam dedim ne yapmak istediğime karar verdim; bu anlamda bitkisel ve doğal içeriklere ihtiyaç duyanlar için bilgi birikimimi ve tecrübelerimi herkese aktaracağım. Ulaşılabilir, uygun fiyatla en kaliteli içerikler olacak fikriyle yola çıktık ve kişisel bir marka ismi olmasını istemediğim ve kulağımıza da çok iyi geldiği için markamın adını Ashley Joy olarak belirleyerek bu serüvene başladık ve bugünlere geldik. Şu an 70.000 adet satışımız var. Harvey Nichols, özel satış noktaları ve pek çok online mecrada yer alıyoruz. İyilik paylaşınca çoğalıyor; bir de hiçbir zaman daha fazla para kazanmak için kaliteyi bozma taraftarı olmadım.


Olması gereken neyse hep bu şekilde Ashley Joy’a yatırım yaptım; öyle çeşitliliğimi de markamın dünyasını da büyüttüm. 30 ürün çeşidimiz bulunuyor ve hayallerimden vazgeçmeden, konumda kendimi daha da geliştirerek devam ediyorum. Çok yakında yurt dışı projelerimiz var; ilk günkü heyecanımız, şevkimiz ve işimize olan sevgimizle çalışıyor, aldığımız güzel yorumlarla daha da motive oluyoruz. Logomuzdan da bahsedecek olursam ki bunu çok merak eden ve soran oluyor; sol bileğimdeki dövmeden ilham alarak bu logoyu yarattık. Çocuklarımı, eşimi, ailemi simgeleyen bir dövme yaptırmak istiyordum, aklımda olan fikri özel olarak tasarlattım. Dövmemde eşimin, çocuklarımın baş harfleri yer alıyor. Sırt sırta oğullarımın baş harfleri olan B, tepede eşim Metin’in baş harfi olan M (hep başımızın üstünde yeri vardır; o bizim baş tacımız) bulunuyor. Dışarıdan bakıldığında aynı zamanda kelebek gibi gözüküyor. Yani bu markanın özünde, aşk var, sevgi var, beni ben yapan her şey var. Bu logo sevgiyi, aşkı, emeği simgeliyor.

Ashley Joy kadınını nasıl tanımlarsınız?

Ashley Joy kadını, kesinlikle ayakları yere basan, kendini bilen, tanıyan, kalbinin sesini dinleyen, güvenmeyi ve sevmeyi bilen, güzelliklerin farkında, iyiliğin, mutluluğun değerini önemseyen bir kadın… Pandemi boyunca her gün sıkılmadan ofise geldim; bana yaptığım iş gibi gelmiyor çünkü zevkle, sevgiyle, içtenlikle yapıyorum. Ashley Joy kadınlarının da benim gibi olduğunu düşünüyor, böyle gözlemliyorum. Takipçilerim, Ashley Joy dünyasının kadınlarının her biri çok özel. Onların güzel enerjilerini her zaman tüm içtenliğimle hissediyorum.

Ashley Joy’un felsefesi nedir?

Her kadın her şeyin en iyisine layıktır ve zaten güzellik de paylaştıkça çoğalır. Kaşımıza, gözümüze dayatılan bir güzellik anlayışı var ama aslında en güzel kadın mutlu kadındır. Mutsuz bir kadına bakın; ne kadar makyaj yaparsa yapsın güzelliğini yansıtamaz. Mutlu bir kadın kadar güzel bir şey olamaz ki bu da tamamen insanın içinden geliyor. Markamın da buna vesile olduğunu düşünüyorum; kadınların hayatlarına dokunmak, ilham vermek ve onları güzelleştirmek çok özel bir motivasyon. Çünkü her kadın bunu hak ediyor.

Ashley Joy’da neler bulabiliriz?

Ashley Joy’da saça ve saç bakımına dair her ürünü bulabilirsiniz; saç fırçasına kadar… Her biri saçın cinsine ve ihtiyacına yönelik özel formüllerle geliştirilen şampuanlar, saç kremleri, saç bakım maskeleri, saç bakım spreyleri, saç maskeleri, saç bakım yağları, kuru şampuanlar, saç spreyleri bulunuyor. Çocuklar özelinde de ürünlerimiz var; her bir ürünümüzü kullanabilecekleri gibi onlara özel geliştirdiğimiz Çocuklara Özel Kolay Tarama Spreyi’ninden de oldukça memnun kalıyorlar. Saçın yanı sıra Kaş & Kirpik Bakım Serumu’muz da var ve oldukça yoğun ilgi görüyor. Son olarak kişisel bakım kategorisinde yeni eklediğimiz Yenileyici El Kremi ile Ashley Joy ürün çeşitliliğini arttırdık; aldığımız güzel yorumlardan da çok memnunuz.

Kadınlara “güzellik ve bakım” konusunda neler tavsiye edersiniz?

Olabildiğimizin en iyisi olalım. Kendimize iyi bakalım; kendimizi çok sevelim. Kendi görüntümüzle, idealimizle ve bakımımızla elbette ilgili olalım, buna değer verelim başta öz saygımızdan dolayı ancak obsesif de olmayalım. Saçınıza bakın; sağlıklı beslenin. Yaşam kalitenize dikkat edin; bu ideal bir hayat ve gelecekte de ideal bir ömrü sağlayan en temel kural… Sen sen iken güzelsin; kalıplara girmemeli, öz güzelliğini, kendini keşfetmelisin. Kaşın, gözün, dudağın; var olduğun her şe yi değiştirirsen yine de güzel oluyorsun ama başkalarına benzemeye başladığın, karakteristik taraflarını yok ettiğin noktada özgünlüğün de yok oluyor. Özgüven, öz saygı ve kendinle barışık olma durumu insana acayip bir güzellik, ışıltı veriyor. Olmazsa olmaz, gündelik cilt temizliği ve bakımları saymıyorum tabii ki… ☺

Vazgeçilmez bakım rutinleriniz neler?

Hem işim kozmetik olduğu hem de göz önünde olduğum için yılın 365 günü ne yaptığım önemli…
Ancak bunu da böyle sınırlandırmayayım çünkü kendimi bildim bileli bakıma, kişisel hijyenime özen gösteren biri oldum. Haftada bir gün mutlaka bakım maskelerimi yaparım. Haftanın 4 günü de
spor yaparım. Sporun ruhuma da çok iyi geldiğine inanıyorum. Bakımlarımı hiç aksatmadan ve düzenli
yaparım. Akşam eve gelir gelmez ya da nerede olursam olayım makyajımı silmeden asla uyumam.
Yüzümdeki makyajı silmeden uyumam için herhalde kendimi kaybetmem lazım 😊 Pazar günü benim için bakım günüdür. Bu bakım yalnız cildim için değil, çok kapsamlı bir bakım… Dolap bakımı, dolap detoksu, çekmece düzeni, kremleri kombinlemek, içerik bakmak ve kapsamlı bir bakım günü şeklinde oluyor. Hepsini de kişisel merakımdan, keyifle yapıyorum.

Mesela aynı etkiyi sağlayan benzer ürünleri deneyerek, kıyaslıyorum. Kremlerin formüllerin okuyorum, sonra kombinliyorum. Yüzümde bizzat deneyerek, her bir ürünü test ediyorum. X markası ile Y markasını kıyaslıyorum. Kışın yaptığım uygulamalar başka, yazın başka; sabah ritüelim başka gece başka…

Hem anne hem eş hem de çalışan ve üreten bir iş insanı olarak hayatınızın her alanında başarılı ve etkili biri olmanızın sırrı nedir?

Bunun tam cevabı her birini severek ve gönülden yapmam… Mesleğin başta olmak üzere hayatının her alanındaki sorumluluklarını severek yaparsan bunlar sana zorluk ya da külfet gibi gelmiyor. Eşini çok seversen, evini çok seversen, hayatını güzelleştirmek insanın kendi içinden geliyor. Zaten çocukları hiç saymıyorum, çocuğunu sevmeyen bir anne olamaz. Bir de benim sırrım, zamanı iyi kullanabilmek; zamanı doğru yönetirseniz kendinize de vakit ayırabilir, ailenizle de güzel zaman geçirebilir, işinizde de efektif olabilirsiniz. Benim hayat felsefem bir şeyi yaptığın zaman elinden gelenin en iyisini yapmak üzere… Dolayısı ile işimde de kendi hayatımda da konu ne olursa olsun onun hakkında önceden araştırırım, bilgi sahibi olmayan özen gösteririm ve yapacağım şeyi layığıyla yapmaya değer veririm.

Şuna da çok inanıyorum; nasıl bebekler emekleme döneminden yürümeye düşmeden
geçemezse insanoğlu da hayatta bazı hatalar ve başarısızlıklar yaşar ancak bu asla pes etme sebebi olmamalı. Düştüğünde kalkmayı bilmek, devamlı hayal kurmak, hayallerinden vazgeçmeden onları yerine getirmek için neler yapman gerektiğine dair kendini geliştirmek, zamanı doğru yönetmek ve asla pes etmeden yolunda devam etmek. İçinizdeki çalışma şevkinizi her zaman korumalısınız, çalışmak ama çok çalışmak lazım… Çünkü bu hayatta üretmek, bir şeyler başarmak, var etmek ve ürettiklerinle, var ettiklerinle, başkalarına ilham kaynağı olan, onlara rehberlik eden hikayeler yaratmak gerçekten çok değerli…

Sosyal sorumluluk tarafında da önemli konulara öncülük ediyorsunuz; bu konudan da biraz bahsetmek ister misiniz?

Kendimi bildim bileli, çocuk yaşlarımdan beri maneviyat benim için çok önemli… Yaşadığınız hayatta, toplumda, topraklarda, dünyada var olan güzellikleri tek başına yaşamak değil etrafınıza, hayata ve bu dünyaya iyilik katmak, değer katmak her birey için önemli bir misyon çünkü iyilik de güzellik de paylaştıkça artar; bu şekilde dünya daha da güzelleşir. Dolayısı ile sosyal sorumluluk konusu benim hassas noktam. Her zaman imkanlarım çerçevesinde elimden ne geliyorsa yaptım ve yapmaya da devam ediyorum; edeceğim.


Hayvanları koruma derneğine yardım edebiliyorsam, onlara yuva, bakım sağlayabiliyorsam, kanserli birine şifa olabiliyorsam bu bambaşka ve müthiş bir şey; tarifsiz bir duygu ve önemli bir misyon… Bildiğiniz gibi birçok önemli sosyal sorumluluk projelerinde aktif olarak yer alıyorum bunun dışında bir de kültür miraslarımıza sahip çıkan çok değerli bir derneğin Epos7 Derneği’nin Yönetim Kurulu üyesiyim.
Çocuklar, kanser hastaları, sokak hayvanları gibi birçok konuda hassasiyet duyuyoruz ancak aynı oranda sanat ve kültür noktasında da yapılması gereken birçok konu var. Bir milletin kültürü, sanatı, yerel değerleri, medeniyetin devamı için çok önemli.


Kültürümüze ve değerlerimize mutlaka sahip çıkmamız lazım; bu musiki de olabilir, geleneksel mutfak ve reçeteler de mimari de el sanatları da, kültürel kumaşları, zanaatları da… Bunların hepsi kültürü oluşturan, besleyen ve devamlılığı adına sahip çıkılması gereken öğeler… Aksi takdirde beş yüz yıl sonra modern çağ ülkeleri arasında özgün hiç bir eseri olmayan yoksun bir toplum haline geliriz. Bu anlamda Epos7 derneği, çok çalışan, kültürel hazinelerimizin farkında olan, eğitim veren, tarihi ve sanatsal değerlerimizi anlatan sonsuz bir okul…


Bu farkındalıkla şimdi diyorum ki sanat tarihine daha farklı bakarak okusaydım, yine aynı şekilde coğrafyaya da daha farklı bakardım. Ancak Epos7 ile artan farkındalığım sayesinde coğrafyamıza ve değerlerime çok daha farklı, daha farkındalık sahibi bir bakış açısına sahip oldum ve iyi ki de diyor, bu
derneğin çalışmalarında aktif rol üstleniyorum. Çünkü değerlerimizin farkında olmak, bunları sürdürülebilir kılmak çok değerli bir misyon…

Aslı Şen olarak neleri değiştirmek isterdiniz?

Ben Türkiye’de ve dünyada pek çok farklı bölgeye seyahat etmekten beslenen biriyim…
Eşimle birlikte Ekvator’dan Kutuplar’a ve çöllere kadar pek çok şehir ve ülkeyi gezdik. Türkiye’de de gitmediğim yer pek azdır. Batman’dan Urfa’ya, Akdeniz, Ege, bütün Anadolu coğrafyasını gezdim
ve gezmeye de devam ediyorum. Benim için aslolan kendi doğamızdan, kendi kültürümüzden ve özümüzden kopmamak… Az önce de değindiğim gibi coğrafyamızda maalesef bazı değerlerin, kültürlerin, coğrafi ve karakteristik yerlerin özünü kaybetmesi beni gerçekten derinden üzüyor. Yapılaşmayı değiştirmek isterdim mesela… Kapadokya neden özel hala çünkü eski yapısını koruyor; yapılan yatırımlar bu bölgenin özüne sadık bir şekilde geliştiriliyor.
Mardin neden özel; yine kendi özünü koruduğu için… Bazı seyahatlerimde o bölgenin özünü bozan yapılaşmaları gördüğümde gerçekten hayal kırıklığı yaşıyorum. Modernleşmek demek bulunduğun
coğrafyanın karakteristik özelliklerini yok eden, çarpık yapılaşma demek değil. Modernleşmek
demek kültürünü muhafaza ederek, özüne sahip çıkarak yenilenmek, o günün dünyasına uyum sağlamak demek… Ruhunu bozmadan onu geleceğe taşıyabilmek çok önemli…

Sosyal medyada oldukça aktifsiniz ve kitlelere hitap ediyorsunuz. İçerik üretirken ve paylaşım yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?

İçerik paylaşırken her zaman etik kurallara çok önem veriyorum. Ashley Joy ve Aslı Şen olarak iki hesabım var ve ikisini de kendim yönetiyorum. Bana açık çek verip, şu içeriği paylaşır mısınız diyen çeşitli markalar oluyor ama ben kişisel olarak kullanmadığım, fikrine inanmadığım markaları tavsiye etmemeyi tercih ediyorum. Bu benim için çok önemli. Takipçilerimle aramızda bir güven bağı var. Aslı Şen söylüyorsa doğrudur, güvenilirdir diyorlar. Buna önem verdiğim için önerdiğim ürünleri dikkatle seçiyorum.

Peki YouTube kanalınızdan da bahseder misiniz?

Her Perşembe, aynı saatte içerik yayınlıyorum; bu konuda çok disiplinliyimdir. Sadece çok kısa bir ara
vermiştim, o da yeni bir ses, yeni bir nefesle, dolu dolu geri dönmek için… Gerçekten YouTube içeriği için ekibimle beraber çok çalışıyoruz. YouTube kanalımdaki içeriklere ve takipçilerime duyduğum saygıdan dolayı her bir detayı özenle seçiyorum. İş insanları, psikologlar, işinin uzmanı kişileri tek tek konuk alıyoruz. 5 çayı sohbetleri yaptık, güzellik sırları paylaştık ve daha neler neler… Bu hafta “Kız İsteme” ile ilgili bir içerik hazırlıyoruz mesela…
Tam da olması gerektiği kuralları ve adetleriyle… Kreatif ekibimizden mutlaka feedbackler alıyoruz ancak en sonunda ben ve ekibim nihai kararları veriyoruz. Başarı masanın 4 ayağı gibidir; bir ayak benim 3 ayak teknik ekip… Birinden biri olmazsa masa da ayakta durmaz… Güncel olmak, her şeyi takip etmek gerekiyor ama kalben neye inanıyorsam onu yapıyorum. Reyting kaygısı içinde değilim, hiçbir zaman da olmadım. Ailemi, kayınpederimi bile bu işe dahil etmeden, kendi kendime ilerlemeye önem verdim. Kayınpederim bir ansiklopedi gibi inanılmaz bir bilgi birikimine sahip. Ne sorarım, hangi soruyla başlarım bilemiyorum ama ileride kendisini de konuk almak istiyorum. Sinema tarihi, coğrafya, ekonomi; o kadar inanılmaz bir bilgi birikimi var ki eminim oldukça dolu ve oldukça kaliteli bir yayın olacak.

Güzellik sırrınız var mı?

Hangi kremi kullanırsan kullan güzellik içten geliyor. O yüzden ruhunuzu besleyen, sizi mutlu eden aktiviteleri unutmayın ve hayatınıza maksimumda yer verin. Biraz klişe olacak ama buna gönülden
inanıyorum. Hatta tecrübeyle sabittir ☺ Güzellik önce içten gelir; ruh haliniz sizi güzelleştirir, ardından beslenmeniz sizi güzelleştirir ve son olarak en önemli olan cildinizi, kendinizi doğru tanımanız, neye ihtiyacınızı bilmeniz, bu ihtiyaca çözüm olanları hayata geçirmeniz en önemli güzellik hatta mutluluk sırrı…

Ashley Joy’a yeni ürünler gelecek mi?

Uslanmaz bir hayalperestim sanırım. Ashley Joy’u yarattığım daha ilk günden bugünleri ve hatta yarınları hayal ederek bu hikayeye başladım. Bu yolculukta birçok kez zorluklarla karşılaştım; karşılaşmadım diyemem ama buna rağmen moralimi hiç bozmadım ve etik değerlere sadık kalarak, hep kalbimin sesini dinleyerek çok ama çalıştım. Çünkü hikayenin temel amacı benim ihtiyaç duyduğumu keşfederek, geliştirerek, herkesin iyiliğine ve güzelliğine sunmaktı. Dolayısı ile dünden bugüne geldiğimiz noktada aldığımız yorumlar beni çok motive ediyor. Demek ki doğru bir y olda ilerlemiş, ihtiyaçları doğru anlamış ve olması gerekeni doğru bir şekilde karşılamışız. O kadar çok kategoride, Ashley Joy markasıyla talepler alıyoruz ki; etkisi ve doğallığı ile herkes uzun zamandır ihtiyaç duyduklarını bize güvenerek çözüme kavuşturmak için sabırsızlanıyor. Biz de onlara en iyi şekilde çözüm sunmak için sabırsızlanıyor, yepyeni ürünler için heyecanla çalışıyoruz. Çok yakında çok sürpriz ve güzel haberlerimiz olacak.

Modaya dair de projeleriniz olacak mı?

Modayı çok seviyorum ve yakından takip ediyorum. İnsanın tarzı zamanla oturuyor. Her
kadının bir stili var tabi… Ama stil bir insanın kendini ifade etme tarzı, kendini doğru tanıyarak, doğru parçaları kullanması ve özgünlük demek diye düşünüyorum. Mesela biri bana rocker bir kıyafet giydirse, yaşam tarzıma, hayatıma uymayacağı için ne yaparsak yapalım bence olmaz. Başta içinde kendimi iyi hissetmezsem zaten doğru da taşıyamam. Mesela bazı renkleri giydiğimde kendimi çok daha iyi hissediyorum.
Bu tamamen kendini tanımakla ilgili; bana neyin yakışacağını ilk görüşte anlarım. Fiyat segmentinden bağımsız farklı markaları giyiyorum. LC Waikiki de olur, Zara, Tom Ford ve Fendi de… Bir de yerine göre giyinmek çok önemli Dünyanın en güzel elbisesini giyerek futbol maçına gidersen olur mu, elbette olmaz.
Farkındalık sahibi olmak, kendimizi doğru tanımak çok önemli. Mesela bu hafta YouTube kanalım için çekeceğimiz konulardan birisi de bu; “Zarafet ve Görgü Kuralları”… Bazı kilit noktalar var; stilimi de kendimi iyi ifade edebildiğim şekilde belirliyorum. Yalnız giydiklerimiz değil, davranış şeklimiz de tarzımızla bir bütün…Türk ve dünya markalarından teklifler alıyorum, sosyal medyada bazı iş birlikleri de yapıyorum ancak hiçbir zaman kendi tercih etmeyeceğim ve asla önermeyeceğim bir iş birliğini de yapmıyor, kabul etmiyorum. Şu aşamada moda alanında marka kurmayı veya yatırım yapmayı düşünmüyorum.

Yeni sezon alışverişinizde nelere yatırım yaptınız?

Kış sezonunu çok severim ama havaların ısındığı bahar ve yaz dönemi bir başka… Bu yaz trendlerinden favorim çizgiler; bu yüzden Prada’nın çizgili üstleri kesinlikle radarımda ve gardırobuma dahil edeceğim parçalar arasında yer alıyor. Bununla beraber Prada yeni sezon koleksiyonunda gerçekten de bu sene çok çarpıcı yazlık tasarımlara imza atıyor. Plaj çantaları ve şapkaları da mutlaka dediklerimden… Versace öyle bir küllerinden doğdu ki spring – summer 2022 koleksiyonuna hayran olmamak mümkün değil; o yüzden neredeyse tüm koleksiyon edinmek istediğim parçaları içeriyor.


Gardırobunuzdaki kilit, vazgeçilmez parçalarınız neler?

Çok güzel bir soru… Galiba senelerdir en vazgeçilmez hatta kilit parçam Hermes 24 Foubourg modeli çantam diyebilirim. Kelly’i geçti sanki ☺ Bununla beraber blazer ceketler olmazsa olmazlarımdan. Hem kotla yani smart casual, hem de daha şık kombinlerim için favorim… Blaze ve Türk markası olarak Sorbe’yi çok beğenerek giyiyorum.

Özel bir davet stilinde nelere dikkatedersiniz?

Şık ve stil sahibi olmak bence ortama uygun giyinme yi bilmektir. O yüzden öncelikle nereye gittiğime ve davetin konseptine dikkat ederim.

Günümüz modasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pandemiyle beraber hepimiz kabul edebiliriz ki biz de hayata bakış açılarımız da dolayısı ile moda da değişti. Moda dünyası daha rahat, daha konforlu bir yönden ilerlerken ve bir yandan da pandemide özlemini duyduğumuz şaşa ve gösteriş de baskın bir şekilde öne çıkıyor. Glamour stiller, ışıltılar, parlak, neon, canlı renkler oldukça revaçta… Bir yanımız konfora alışmışken, pandemiyle evlere hapis olan ruhlarımızın özlem duyduğu ışıltılar da tam bir cazibe alanı… Bugün, dün ya da yarın; moda her dönem o süreçte yaşananları resmeder, o sürecin ruh haline adeta enerji olur. Bunu çok net bu yeni sezondaki neon renklerinden de görebilirsiniz; gündem renkleri covid renkleri iken şimdi bizi enerjiyle motive eden neonlar, disco etkileri bu yaz gücünü gösteriyor. Trendler bir yana; moda demektense stil bir insanın kendini ifade etme şeklidir. Siz kendinizi doğru ve özgün bir şekilde yansıttığınız sürece moda sizinle evrilir…

Gençlere neler tavsiye edersiniz?

Öncelikle hayatın ve her anın farkında olmalarını, ezbere yaşamamalarını tavsiye ederim. Ayrıca
imkanları çerçevesinde hem kendi ülkelerini, hem dünyayı bol bol seyahat etsinler; yeni kültürler, yeni bilgiler keşfederek vizyonlarını hep genişletsinler. Farkındalıkla gezmeleri çok önemli… İlber Ortaylı’nın bir kitabı var “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” mutlaka herkes okumalı… Gençlere gelir düzeyinden bağımsız olarak farklı iş sektörlerinde ve görevlerde çalışmalarını da tavsiye ederim. Benim oğlum Londra’da okuyor ve yaz dönemlerinde çalışmasını özellikle istiyoruz. Mesela bir yaz Serafina’da çalıştı. Hiç mutfağa girmiş de biri değildi; iş yerinde mutfağa girip temizlik de yaptı, muhasebede de satın alma da yaptı; akla gelecek her alanda tecrübe edindi. Sonrasında da iyi ki dedi ve sadece bu deneyimle hayata bakış açısı, hayattaki duruşu o kadar değişti ki… Hiç unutmam emeğin ne kadar değerli olduğunu anlayarak benim şu hayatta en sevdiğim şeylerden biri sabah Türk kahvesi içmektir, o sene doğum günü sabahımda kendi elleriyle Türk kahvesi yaparak bana dünyanın en güzel sürprizini ve hediyesini vermişti. Yeni nesilde her şey hazır gelsin mantığı var ne yazık ki… Ben de gençk en canla başla, üstelik hiç de ihtiyacım olmamasına rağmen çalıştım. Ve inanın kendim isteyerek, gönülden çalıştım. Hiç de şikayet etmezdim, çok çalışırdım; kendime ne katabilirim derdim. Hiçbir şeyin de garantisi yok. Herkesin bir altın bileziği, bir mesleği olmalı… Herkes ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmeli… O yüzden hayatın farkında olsunlar; emek vermenin değerini, başarının güzelliğini anlasınlar isterim. Bir diğer önerim de yeteneklerinin farkında olsunlar, bu anlamda kendilerini geliştirsinler ve hayatta neyi severek yapmak istediklerini ailelerine ifade etsinler; burada aileye de çok görev düşüyor. Çocuklarının yeteneklerini ve ilgilerini görerek, bu alanda onları teşvik etmeleri çok özel insanların, işini severek yapan yetişkinlerin olması demek… Yalana hiç tahammülüm yok; çocukların sorumluluklarını yerine getirmeleri benim için önemli bir konu ve buna çok dikkat ediyorum.
Yalan söylemesinler ve sorumluluklarının farkında olsunlar. Ayrıca bir hikayemle de gençlere farklı şeyler denemeleri konusunda tavsiyede bulunmak istiyorum. Yıllar önce ailecek yurt dışında çok özel bir tatile çıktık. Neyse döndük; babaannem ben ölünce beni memlekete gömün sizi toprağa bağlayacağım demişti. Biz Karadenizliyiz, bu vesileyle her Haziran’da babaannemin mevlidi için memlekete gideriz. Tatilden sonra dua için memlekete gittik. Çocuklar orada sabah kalkıp kahvaltı için tavuk kümesinden yumurtaları kendileri almayı öğrendiler. Doğayla uyum içinde yaşamayı öğrendiler. İstanbul’a dönünce sordum, tatilde mi daha çok eğlendiniz yoksa memlekette mi diye? Düşünmeden ikisi de memlekette dediler. Bugün var olan şey yarın olmayabilir. Bunu bilemeyiz… Samimiyetle özümüze sahip çıkmak çok önemli bizim için… Gençlere de özlerine, kültürlerine sahip çıkmalarını, değerlerinin farkında olmalarını tavsiye ediyorum. Bir de en ama en önemli tavsiyelerimden biri de karşılıksız yardım etmenin değerini bilsinler, iyiliğin ve güzelliğin paylaştıkça arttığının bilincinde yaşasınlar…

PAYLAŞ