Başarının En Temel Şartı Çok Çalışmaktır

Writer: Aslı Eren Eryıldır

Date: 29/03/2021

PAYLAŞ

Dr. Afşin Akdoğan
Google / Silicon Valley
Yazılım Takım Lideri

Röportaj: Aslı Eren Eryıldır – ASLEN EDU / asli.eryildir@nyxmag.com

Türkiye’de orta gelirli bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiş, devlet üniversitesinde okumuş. 2 ay dil eğitimi almak için gittiği Amerika’da kendi şansını yaratmış, Amerika’nın hatta dünyanın en iyi okullarında burslu okumuş ve şu anda dünyaca ünlü şirket Google’ın takım lideri olarak çalışıyor.

Afşin yeterince isteyen ve çalışanların neler başarabileceğinin canlı bir örneği… Ve tabii ki ufak bir yurtdışı deneyiminin bile insanın hayatında neler değiştirebileceğinin.

Afşin’le bu sürecin nasıl geliştiğine dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik ve tabii ki birçok insanın hayalini süsleyecek bir kariyere nasıl ulaştığına dair kendisinden tavsiyeler aldık.

Bize biraz kendinden bahseder misin? Kimdir Afşin Akdogan?

Sosyal hayatta eğlenceli biri olduğumu düşünüyorum ama asıl arkadaşlarıma sormak lazım. Şaka bir yana ben Google takım lideriyim. Kayseri’de doğdum. Amerika’ya gidene kadar hayatım Ankara’da geçti. Hacettepe Üniversitesi’nden mezun oldum. Daha sonra Amerika maceram başladı. Cornell üniversitesinde mastır yaptım, USC’ de (University of Southern California) doktora yaptım.  Uzun yıllardır Silikon vadisinde bir kariyer büyütüyorum. Daha önce E-bay gibi şirketlerde iş tecrübem oldu. Bir süredir ise Google’da takım lideri olarak çalışıyorum.

Şu anda Google’da iyi bir pozisyonda çalışıyorsun. Bu aslında birçok insanın hayali… Türkiye’de birçok öğrenci bu tarz kazanımların çok zor olduğuna inanıyor. Gerçekten öyle mi? Sen nasıl başardın?

İnsanlar başarının kolay elde edildiğini düşünüyorlar ama ben kesinlikle böyle düşünmüyorum. Belki 100 başarılı insandan 3 tanesi buna kolay ulaşmıştır. Burada bir şans faktörü var, ama ben genel olarak başarının çalışılarak elde edildiğini düşünüyorum. Örneğin ben doktora yıllarında çok fazla çalıştım. Haftada 7 gün günde 16 saat durmaksınız çalıştığım çok uzun yıllar oldu. Zaman bizim için çok değerli, çünkü limitli. Ve 20’li yaşlarımı nerdeyse -heba ettim demek istemiyorum – ama bu yaşlarımda çok fedakârlık gösterdim.

Peki hiç sosyalleşmeyelim mi?

Tabii ki sosyalleşmeyin demiyorum ama ben kariyer yolculuğumu atletizmden bir örnekle açıklıyorum. Bir maraton koşucusu çok uzun koştuğu için hep belli bir tempoda koşar. Çok hızlanmaz çünkü enerjisini saklaması gerekir. Ama bir sprint koşucusu kısa mesafe koşar ve birden depar atar, çok hızlı koşması gerekir. Bazen sprint yapmanız lazım. Sosyalliği geri plana itip sprinte kalkmanız, depar atmanız lazım. Bazen de daha düşük ya da orta tempoda sosyalliği de işin içine katarak dengeli bir şekilde çalışmak bence en mantıklısı. Çünkü sprint yapmazsanız hedefe ulaşamayabilirsiniz.

Şu anda Google’ da çok özel bir pozisyona sahipsin. Bize görevinden biraz daha bahseder misin?

Tabii. Önce İngilizcesini söylemek istiyorum ama Türkçesini de açıklayacağım. İnsanların yanlış bildiği bir bilgi var onu düzeltmek istiyorum. Ben re-marketing takımında çalışıyorum. Marketing pazarlama, re-marketing tekrar pazarlama demek. Yani bir ürün internette dijital reklamlar kanalıyla size tekrar pazarlanıyor. İnsanlar bunu şöyle biliyor; ben bir siteye girip bir ürüne baktım, sonra başka bir siteye girdim ve aynı ürünle karşılaştım. Ben onu o sitede aramıştım diğer sitede de karşıma çıktı. Reklamlar beni takip etti. Aslında reklamlar beni takip etti dediğimiz şeyin ürünün size tekrar pazarlanması. Günün sonunda Google bir reklam firması, ya da şöyle de ifade edebiliriz; Google’ın en büyük geliri reklamdan geliyor, yaklaşık %80i reklam geliri. Bu işten de çok büyük paralar kazanılıyor. Para üreten takımlar genelde değerli takımlar diyebilirim. Re-marketing de onlardan bir tanesi.

Google gibi büyük bir şirkette çalışıyorsun.? Senin için Google’ı diğer şirketlerden ayıran bir özelliği var mı?

Bence Google çalışanına en çok değer veren firmalardan birisi, belki de en çok değer vereni. Bu konuda bir anımı anlatmak istiyorum. Biz 3-4 ayda birtakım olarak sosyal aktivite yapmak için dışarı çıkıyoruz. Burada amaç takım içi arkadaşlığı geliştirmek. Birlikte yemeğe gidiyoruz, bowling oynamaya gidiyoruz, yemek yapıp yiyoruz, düşün curling bile oynadık… Bir gün dedik ki artık yapacak aktivite kalmadı, kumdan kale yapmayı öğrenelim. Hani böyle televizyonlarda görürüz dev dinozorlar falan yaparlar. Biz de bunun eğitimini almaya karar verdik. Bunun için sahile gitmemiz lazım. Sahil aslında çok uzakta değil 5 dakikalık mesafede. Ama takım gitmek istemedi. Çok çalışıyoruz, yorgunuz bu nedenle ofisten çıkmayalım havası oluştu. O zaman dedik ki, biz kuma gitmiyoruz acaba kum bize gelir mi? Gerçekten de kum bize geldi. Şirkette bir oda kapatıldı, kamyonla kum getirildi, odaya yığıldı, biz odada kum workshop’ unu yaptık ve o kum geri gitti. Bunu sağlayabilecek hatta bu nazı çekebilecek bence çok az firma var, belki de yoktur bile. Google çalışanına verdiği değeri hissettiren bir firma.

Peki, sana en önemli soruyu soruyorum Afşin. Gerçekten BİZİ DİNLİYOR MUSUNUZ?

Aslı en çok sorulan soru bu. Google bizi dinliyor mu? Genelde insanlar şöyle düşünüyorlar; ben arkadaşımla konuştum, kaykaydan bahsettim, akşam eve gittim interneti açtım ve karşıma bir kaykay reklamı çıktı. Gün içinde aslında karşılaşıyoruz böyle şeylerle. Ama bu sizin düşündüğünüz gibi olmuyor. Siz gün içerisinde kaykayı çağrıştıracak bir arama yapmış olabilirsiniz, onunla ilgili bir web sitesine girmiş olabilirsiniz. Mutlaka başka bir yerden ona ilginiz olduğunu belli etmişsinizdir. Telefon dinleme diye bir şey yok. Sizin hangi verileriniz toplanıyorsa bu zaten size söyleniyor. Sizin haberiniz olmadan bir veri toplanması kanuni olarak mümkün değil. Yasak ve böyle bir şey yok.

Sana güveniyoruz Afşin. Tekrar Amerika macerana dönmek istiyorum. Türkiye’ de doğdun, büyüdün ve üniversiteyi burada okudun. Orta gelirli bir aileden geliyorsun. Buna rağmen Amerika’daki en iyi okullarda okudun. Ben de 12 yıldır yurtdışına gidecek öğrencilere danışmanlık sunuyorum ve maliyetlerin ne kadar yüksek olabileceğini biliyorum. Senin için bu süreç nasıl gelişti?

Amerika’ya gitme motivasyonum sıradanlıktan çıkmaktı. Ben ilk başta Arizona’ya 2 aylık dil okuluna gittim. Amacım 2 ayda dilimi geliştirip geri dönmekti. Fakat ordayken, son günlerimde Türk bir hocayla tanıştım. Bana dedi ki sen zeki bir çocuğa benziyorsun, dönme Amerika’da mastır yap. Mastır başvurusu yaptım ve Cornell’e kabul aldım. Ama Cornell’in maliyetleri çok yüksek dediğin gibi. Milli eğitim bakanlığının bursuna başvurdum ve kabul aldım. Bu bursla gittim ama ilk yıllarımda kendimi kanıtlayabilmek için çok çalıştım. Amacım bu bursla devam etmek değil okulun bursuna geçmekti. Böyle de oldu. Ben devletin bursunu bir basamak olarak kullandım diyebilirim ve bunun yapılmasını da tavsiye ederim.   

Cornell Amerika’nın en iyi okullarından bir tanesi. Hatta bilgisayar alanında dünyanın öncü okullarından biri diyebiliriz. Bu kadar iyi bir okulda okumanın sana getirdiği artılar nelerdir?

Ben çok fazla Nobel ödüllü hocayla aynı ortamda bulundum. Benim olduğum sene kampüste aktif olarak ders veren 27 tane Nobel ödüllü hoca vardı ve bu Amerika’da en çok Nobel ödüllü hoca sayısıydı. Bu hocalarla çok güzel sohbetlerim oldu, kendimi geliştirme fırsatı buldum. Amerika’da iyi bir üniversitede Nobel ödüllü bir hocayla karşılaşabilirsin. Ama ben Oscar ödüllü bir hocaya da sahip oldum. 2009 yılında James Cameron’ın Mavi Avatar filmi vardı. Filmdeki görüntü teknolojisini geliştiren kişi benim hocalarımdan birisiydi ve o hoca bu teknoloji patenti ile Oscar aldı. Bir gün Oscar ödülünü bir okul partisine getirdi ve Oscar’a fiziksel olarak 1-2 metre kadar yaklaştım. Muhtemelen Oscar’a bu kadar yaklaşan ilk Türk oldum diyebilirim.

Şu anda üniversite okuyan, belki mezun olmuş birçok gencin hayalini yaşıyorsun. Ve aslında hayallerin gerçek olabileceğinin canlı bir örneğisin. Kariyerini yeni planlayan gençlere tavsiyen ne olur?

Öncelikli tavsiyem şu; insanların kendini keşfetmesi gerekiyor. İnsanın iki doğum günü vardır. Birincisi biyolojik doğum günü ikincisi ise kendinizi keşfettiğiniz gün. Soru aslında şu; ben kendimi nasıl keşfedeceğim. Burada multidisipliner bir yaklaşım taraftarıyım. Yapmamız gereken şey farklı alanlarda eğitimler almak ve deneyimler kazanmak. Bu bir Starbucks’ ta çalışmak da olabilir, photoshop eğitimi almak da olabilir ya da finans alanında bir eğitime katılmak da olabilir. Örnek vereyim; ben üniversitede psikoloji dersi aldım. O ana kadar, bir mühendis olarak psikolojiyi sevebileceğimi düşünmüyordum ama gerçekten çok sevdim. Bu dersin hayatı okumada, insanlarla ilişkilerimde kesinlikle çok faydalı olduğunu gördüm. Deneme yanılmadan bence korkmamalı. Çünkü yanıldığınız zaman bu size bir şey katıyor. Bir örnek daha vermek istiyorum. İnsanlık tarihindeki büyük buluşların birçoğu bu tarz yöntemlerle elde edildi. Mesela Edison ampulü bulmaya çalışırken hangi maddeyi, hangi teli yerleştireceğini anlamaya çalışıyor. Hindistan cevizi çubuğu dahil, o kadar çok şey deniyor ki… Ampulün ortasına yerleştireceği öyle bir şey olmalı ki erimemeli, aynı zamanda ucuz olmalı ki üretebilelim. En sonunda deneye yanıla doğru maddeyi buluyor ve bugün kullandığımız ampul ortaya çıkıyor. O yüzden tavsiyem kesinlikle farklı deneyimler elde edilmesi ve başarısız olunsa bile ders çıkartıp yola devam edilmesi.

Bildiğim kadarıyla yararlı ve motive edici bilgiler verdiğin aktif bir instagram hesabın var. Mentorluk ile ilgili yeni projelerin var mı?

Öncelikle yapmak istediğim şey Z kuşağına ulaşmak. Neden? Öncelikle bu kuşak teknolojinin içine doğan bir kuşak. Bu bakımdan çok şanslılar çünkü istedikleri her bilgiye çok çabuk ulaşabiliyorlar. Ama bu aynı zamanda bir dez avantaj çünkü çok fazla bilgi var ve hangisinin doğru olduğunu bulmak da zor bir şey. Ben kariyer yolculuklarında bu kuşağa tecrübelerimi paylaşarak yardımcı olmak istiyorum ve mümkün olduğu kadar da çok kişiye ulaşmak istiyorum.

Biraz konuyu değiştiriyorum. İyi şirketlerde çalıştın, girişimcilik ekosistemine giriş yaptın. Senin girişimcilikle ilgili düşüncelerin nelerdir?

Girişimcilik Türkiye’de hep yeni bir iş kurmaya indirgeniyor ama ben sadece bu şekilde yorumlamıyorum. Sadece böyle yorumlanırsa bildiğim kadarıyla dünyada 400 milyon girişimci var.  Bence bu bulunduğun ortamdan çıkmak ve yeni bir şey denemek olarak algılanmalı. Yani aslında bir tavır. Örnek veriyorum; ben Amerika’ya gittiğimde sadece işim değişmedi benim 24 saatte yaptığım hemen hemen her şey değişti. Başka bir ortamdayım, başka insanlar, başka cafe başka restoran. Bence bu da bir girişimciliktir. Girişimcilik demek illa sıfırdan bir şey bulmak olarak algılanmamalı. Olan bir şeyi yeni bir iş modeliyle pazarlamak da olabilir. Örneğin Subway. Ben Arizona’da çölde araba kullanırken bile bir sürü Subway görüyorum. Subway bir dünya markası. Peki Subway ne yaptı? Subway ortağa çıktığında insanlar zaten evlerinde sandviç yapabiliyorlardı. Evlerinde marul var, domatesi var, peynir var… Subway’in yaptığı şey bunu bir iş modeline çevirmekti. İlla sıfırdan bir şey yapılmasına bence gerek yok. Bu kadar büyük bir marka yaratıyorlar ve çölün ortasına bile mağaza açıyorlar. Ve bunu olan bir şeyi yeni bir iş modeliyle sunarak yapıyorlar. Bunun güzel ve destekleyici bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Bundan sonra Subway yerken aklımıza sen geleceksin Afşin. Son sorumu soruyorum; hayatını yönlendiren bir felsefen var mı?  

Şöyle diyebilirim. Sıradanlıktan çıkarsanız başarılı olabilirsiniz. Bunun için de risk almanız gerekiyor. Risk alırsanız sıradanlıktan çıkarsınız. Ancak riskin de ölçeklenebilir olması gerekiyor. Burada risk alın derken oturduğunuz evi satın, bütün paranızla gidin bitcoin alın demek değil. Çünkü risk aldığınız zaman başarısızlık ihtimaliniz daha olası. Başarısız olduğunuzda bu sizi çökertmemeli. Tamam bu sefer başarısız oldum ama bir dahaki sefer bunu denersem başarılı olabilirim diyebilmelisiniz. Başarısızlıktan da ders alacaksanız o riski almanızı tavsiye ediyorum.

Felsefeni bize bir cümleyle özetleyecek olsan?

Şöyle özetleyelim. Risk almak sıradanlıktan kurtarır.

Röportajı izlemek için:

PAYLAŞ