Bir Küçük Beyaz Panter

Writer: Sevil Balaban

Date: 29/03/2021

PAYLAŞ

O günü hatırlıyorum arada bir. Önce içimi bir korku sarıyor, sonra, yüzümü sıcak bir gülümseme yerleşiyor…

Yatağımda gerinip, sağa sola dönüp duruyorum. Birazdan kalkıp kısa bir yürüyüşe çıkacağım. Ama önce size o günü anlatmak istiyorum.

Çok karanlık ve sıcaktı bulunduğum yer. Yapış yapış bir sıcaklık. Gümbürtü ve sarsıntı. Daha önce böyle bir ortamda hiç bulunmamıştım kısacık ömrümde. Sarsıntı yüzünden bir sağa, bir sola savruluyor, düşmemek için bir şeylere tutunmaya çalışıyordum. Korkudan, sesim kısılana kadar çığlıklar atmıştım. Artık boğazımdan sadece hırıltılar çıkıyordu. Gözlerim yanıyordu.

Bir süre sonra kulaklarımı sağır eden gürültü ve sarsıntı durmuştu. Isı da yavaş yavaş azalıyordu galiba.

Sustum, ortamı dinlemeye çalıştım. Çıt yoktu…

Minik bacaklarımda sızılar vardı. Canımın yandığını yeni yeni hissediyordum. Korkum artmaya başlıyordu. Tanımadığım bir ortamdı.

 “Annem nerede? “ sorusu beynimde dönüp duruyordu. Belki o yemek bulmaya gitmiştir ama ya kardeşlerim neden yanımda değiller?

Hem neden o kadar sallandı ortalık? Hiç bir soruma yanıt bulamıyordum. Küçük küçük çığlıklar atmaya başlamıştım tekrar. Belki annem duyar da gelir yanıma…

Yok, gelen giden yok… Oradan nasıl çıkacağımı da bulamıyordum. Karmakarışık bir yer, nereye bassam ayağım kayıyordu. Hem çok karanlık, hem sıcak, hem de yapış yapış.

Sesimi yükselterek çığlıklarımı sıklaştırıyordum.

Birden “tak tak tak ” diye bir ses duydum.

Bir yere vuruluyor ve bir ses tanıdık bir şeyler söylüyordu.

“Pisi pisi ” diyordu bir insan sesi. Biliyorum bu kelimeleri… İnsanlar bizi çağırmak için böyle sesleniyorlar. “Miyaaavvv” dedim.

Ama ardından hemen annemin söyledikleri geldi aklıma, sustum anında.

Annem insanları anlatmıştı bana. İyi olanları, bize yardım etmek isteyenler olduğu gibi bize zarar vermek isteyenler de olabiliyormuş. Dikkatli olmak lazımdı. Suskunluğumu sürdürdüm. Sesimi çıkarmamalıydım ki burada olduğumu anlamasınlar, gitsinler. Daha sonra bir şekilde buradan çıkıp annemi ve kardeşlerimi arayabilirdim belki.

Sonra başka bir insan daha geldi. Ne dediklerini çok iyi anlayamıyordum fakat beni aradıklarını tahmin etmiştim arada bir “Pisi pisi” demelerinden.

Ben bir şeyin içinde kalmıştım galiba. “Burada bırakamayız, çıkarmamız gerek. Kaportayı parçalamamız gerekirse parçalarız” dedi biri. Kesin kararlıydılar beni bulmaya. Korktum, daha da derinlere saklanmak için bir deliğe girdim.

Annem söylemişti; araba denen bir şey varmış. Hareket edebilen bir şeymiş ve tehlikeli imiş. “Sakın girmeyin içine” demişti annem ama ben çok merak ediyordum arabanın içini doğrusu… Sadece nasıl bir şey olduğunu görmek istemiştim aslında ve başıma neler gelmişti…

Başka insanlar da gelmişti. Farklı sesler ve tonlamalarla hepsi beni çağırıyordu. Artık çıkmak istiyordum ama yolumu bulamıyordum ki…

Birden bir ışık belirdi bir yerde, sonra kayboldu.

Tekrar belirdiğinde ışığa doğru gittim. Bir delik vardı. Boşluktan kafamı uzattığımda yerden fazla yüksekte olmadığımı fark ettim. Hiç sesimi çıkarmıyor, sadece nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum.

Ön ayaklarımı yere basıp etrafı kokladım. İştah açıcı bir şey var biraz ilerde, karnım acıkmış adamakıllı. Belki korkunun etkisidir ama yok canım, saatlerce bir şey yememiştim ki. Adrenalin açlık hissine neden olur mu ki?  İster inanın ister inanmayın o anlarda bunları düşünüyordum.

Arka ayaklarımı da yere bastım sonra. İşte çıktım dışarıya fakat galiba hala arabanın altındayım. Neyse ki hareket etmiyor.

Ne kadar süredir burada olduğumu bilmiyorum. Nereye gitmem gerektiğini de bilmiyorum. Annemin bizi sakladığı yere benzemiyor hiç burası.

Ayaklarım beni aldığım o nefis kokuya doğru götürürken, temkinli olmaya da çalışıyordum aynı zamanda.

Bir anda biri bağırdı “Çıktı çıktı” O kadar acıkmıştım ki hiçbir şeyi umursamadan o leziz kokuya doğru koşmuştum.

“Yakaladım” diye bağıran biri ensemden tutuverdi. Ama nedense hiç korkmadım.

O kadar yumuşak bir sesi ve dokunuşu vardı ki bana zarar vermeyeceğini hissetmiştim. Beni okşayarak sakinleştirdi ve bir yere gittik. Orada o leziz kokan yiyecekten daha fazla verdi bana. Yiyemeyeceğim kadar fazla olduğunu düşünmüştüm ama karnım yusyuvarlak oluncaya kadar yedim.

Sonrasında daha fazlasını da istedim.

Sokaktaki kardeşlerime arabaların içine girmemelerini öneriyorum, inanın bana her zaman bu kadar güzel bitmeyebilir çünkü… Ah ne hikayeler duydum annemden ben.

Ondan sonra annemi ve kardeşlerimi hiç göremedim.

1 yılı geçti sanırım insan anne ve babamla birlikteliğim. Artık onlarla birlikte yaşıyorum.

Bana Pamuk ismini koymak istediler önce. Her taraflarını tırmıklayarak bu ismi pek beğenmediğimi ifade ettim.

Bunun üzerine bana Cabbar dediler. Kedicede  “Avının peşinde hızla koşan beyaz panter” demektir ki, bu isim bana uygundu kabul ettim.

Şimdi benim gibi türlü türlü zorlukların üstesinden gelip, bu eve alınan kardeşlerimle beraberiz.

Kaç taneler mi?

Onların hikayeleri nasıl mı?

Kendileri anlatsın…

PAYLAŞ