Bu Sergi Bakış Açınıza Yeni Bir Boyut Kazandıracak

Writer: Fulden Karayel

Date: 22/02/2021

PAYLAŞ

1960’lardan günümüze kadar gelen, sanat ve mekan ilişkisine değerler katan, ortam algısını değiştiren ve üç boyutlu çalışmaları kapsayan sanat dalları son yıllarda yükseliş gösteriyor. Bu yükselen sanat dallarından biri de Enstalasyon Sanatı. İçerisinde birçok görsel sanat disiplinini barındıran aynı zamanda yerleştirme sanatı olarak da bilinen enstalasyon sanatı, heykel, performans, video ve mimari gibi birçok disiplini birleştiriyor, sanatçı için sınırsız bir uygulama alanı yaratırken, sanatseverlere “neredesiniz?” sorusunu sorgulatıyor.

Hayal gücünün ve yaratıcılığının farklı tekniklerle dışavurumunun en güzel örneklerinden biri olan bu enstalasyonlar sayesinde izleyici bulunduğu ortamı anlamlandırıyor ve sanatçılar da izleyicilerin kendi duyuları aracılığı ile verilmek istenen alt metni sorgulayacakları bir ortam yaratmayı hedefliyor. Öyle ki Ülkemizde çok başarılı, işlerini yakından takip ettiğim enstalasyon sanatçıları var. Onlardan biri Seda Boy. Yakın zamanda Krank Art Galeri’de Beyaz Körlük adlı sergisini açtı. Sergide kör olma durumuna farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Seda Boy, çalışmalarında günlük akışta kendimize odaklı yaşarken, bakmadığımız şeylere bakıp onları görünür hale getirmek istiyor.

Soyutlanmış göz formlarının ve fotoğrafların yer aldığı sergide, sanatçının karışık teknik ile ürettiği toplam 17 parçadan oluşan yerleştirmesi, gözlerimizin belki de hala içinde ruh barındıran tek organımız olduğunun şu şekilde altını çiziyor; “Göz, ruha, ruh olmayanı, şeylerin mutlu alanını ve onların tanrısı güneşi açma mucizesini gerçekleştirendir.” Ve “ Peki ya bir salgında olduğu gibi hastadan hastaya geçen, bir insanın kör birine baktı diye kör olduğu, süt denizinin içinde yüzmeye çalıştığımız beyaz bir felakete sürüklenseydik” diye devam ediyor.


Jose Saramago’nun Körlük adlı romanı, kör olma durumuna olan yaklaşımıyla sanatçı için ilham kaynağı olmuştur.José Saramago bu romanında körlüğü, hem bireysel bir talihsizlik hem de sosyal bir felaketin metaforu olarak kullanıyor ve yalnızca toplumsal çürümenin değil, en çaresiz anda yeni bir etiğin ortaya çıkışının büyüleyici öyküsünü de anlatıyor. Aristo ise beş duyumuzdan en felsefi olanının görme duyumuz olduğunu söylüyor, ona göre bilgiye ulaşma gücümüzde en yetkin olan duyumuzdur. İnsan, içgüdüsel olarak hem görmeyi hem de bilmeyi arzular ve bilmek, özünde entelektüel görüştür. Plato’ya göre ise içgörüye giden yol temelde hayal gücü ve görmeden geçer. “Bilmek”den önce bizi gerçeğe yönlendirecek görüntüleri ve fiziksel şeyleri görmemiz gerekir. Aklımızın gözüyle görmeden önce gözlerimizle görürüz. Yaşamakta olduğumuz postmodern çağda insanın görme yeteneği ise gün geçtikçe azalmaktadır. Dünya dev bir gösteri haline gelmiştir ve bizler artık onun açgözlü izleyicileri ve tüketicileriyizdir. Sahip olduğumuz şeyleri kaybetmekten korkarız ve kaybetmemek için gerekirse kör bile oluruz. Saramago’nun hikayesinde bugün yaşadığımız dünyanın geldiği noktanın sebebini tarif eden şey, bireylerin ve dolayısıyla toplumun kör oluşudur. Kaostan çıkış ve yeniden özgürleşme, bireylerin gözlerini açmasıyla başlıyor. Seda Boy’da Beyaz Körlük’te günlük akışta kendimize odaklı yaşarken, bakmadığımız şeylere bakıp onları görünür hale getirmek istiyor.


Sanatçının enstalasyonlarında anatomik bütünlüğüne en yakın formlarda soyutlanmış olan gözlerin mercek etkisinden faydalanarak, sanatçının fotoğraflarına yakından bakma olanağı buluruz. Saramago’nun kahramanlarında da gördüğümüz gibi insan her koşulda sığınağı olan evine ulaşmak ve kendini dışarıdan izole etmek arzusundadır. Seda Boy’un fotoğraflarında, mekanı dışarıyla ilişkilendiren, şeylere yaklaştırıp uzaklaştıran kimi zaman da şeylerden koruyan pencereler sıkça yer alır. Pencereye sırtını dönen bedenler, ulaşılmaz olduğu halde demirlenmiş olan pencereler, terkedilmiş mekan ya da yalnızlaşan insanın yok oluşunu anlatırlar izleyiciye. Bir başka fotoğrafta günlük karmaşada bir şeylere yetişmeye çalışan ve bu koşuşturmacada kendine kapanıp, çevresinden kopan insan kalabalığını görürüz. Geldikleri ve gittikleri yer belirsizdir ve bunun tedirginliği bize yansır.


Jose Saramago’nun ifadesiyle “Bizim kendi ölçeğimizde gerçekleştirebileceğimiz tek mucize yaşamayı sürdürmektir. Kırılgan yaşamımızı tüm kırılganlığı ile korumaktır. Yaşamın kendisi de bir kör gibi ne yöne gideceğini belki bilmiyordur, bize aklını bağışladıktan sonra kendini bizim ellerimize teslim etmiştir.” Yaşamın devamlılığı için mücadele gerekir ve mücadele de bakıp görmekle başlar. Sanatçının gözü, dünyayı görür. Dünyada tablo olmak için eksik olanı, tabloda kendisi olmak için eksik olanı, palette tablonun beklediği rengi ve bitirildiğinde, bütün bu eksikliklere yanıt veren tabloyu görür. Durmadan değişen doğanın işaretlerini okuma becerisi ile sanat, bize hayal gücünün iktidarını hatırlatarak, kapatıldığımız göstergeler imparatorluğunda bu illüzyondan kurtulmak için bir fırsat sunmaktadır.

Seda Boy ile Beyaz Körlük sergisi hakkında konuştuk;

Eserlerinizi hayata geçirirken nelerden ilham alıyorsunuz?

Çalışmalarımda, çoğunlukla toplumsal konulardan yola çıkarak üretimler yapıyorum. Güncel ve tarihsel olaylar, bu olayların toplum ve birey üzerindeki etkisini hem psikolojik hem sosyolojik açıdan ele alıyorum.

Sergi ne kadar sürede çıktı? Hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?

Sergi ilk tasarladığım zamandan itibaren yaklaşık bir buçuk senede çıktı. Üretim ve sergi süreci, pandemi nedeniyle aksama yaşadı. Kısıtlamalar yaşanmasaydı çok daha erken bir tarihte sergileyebilecektim. Elbette eksileri ve artıları oldu. İşlediğim konu ve içinden geçtiğimiz dönem birbirine o kadar yakındı ki içselleştirip sindirmem için bu zamanı çok güzel değerlendirdim.

Eserlerinizde genellikle ne tarz mesajlar veriyorsunuz? Sizin eserlerinizi nasıl tanıyabiliriz?

Genelde ilgimi çeken konular, yaşadığımız olaylar etrafında şekilleniyor. Sorunların bireysel bazda değil daha geniş çapta görülmesi ve anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Her zaman bir meseleyi önce kendim görüp kendimle bunun tartışmasını yapıp izleyiciye / katılımcıya göstermeye ve deneyimletmeye çalışıyorum. Bu çerçevede fikrimi destekleyecek her türlü malzemeye açık bir şekilde kendimi sınırlamadan üretimlerimi gerçekleştiriyorum. Ana malzemem seramik ve cam olmasıyla birlikte farklı plastik malzemeler, fotoğraf ve ışık kullanarak anlatımımı çeşitlendiriyorum.

Sanatseverler tarafından enstalasyonlarınıza nasıl tepkiler geliyor?

Şimdiye kadar çoğunlukla olumlu tepkiler aldım, eserlerimin özgün ve etkileyici bulunduğunu duymak beni mutlu ediyor. Destekleniyor olmak bana bir yandan güç veriyor ve benim için çok değerli. Olumsuz anlamda eleştiriye bir kere şahit oldum. O da görmek istemedikleri bir sahne içindi. Bu tam da vermek istediğim duyguydu, kötü hissettirse de dikkati oraya çekmek. Tabi ki her türlü eleştiri beni geliştirecektir ve duymak isterim.

En etkilenerek yaptığınız enstalasyon hangisi? Görebilir miyiz?

Aslında en etkileyeni seçmem çok zor. Her biri kendi dönemi içerisinde beni etkiledi. Bugün düşündüğümde “Beyaz Körlük” isimli ilk solo sergimdeki çalışmalarım en başa yazılabilir.

Sanatseverlere bir mesajınız var mı? 🙂

Sanatın ve sanatçının desteklenmesi gerekli ve değerli. Burada sanatseverlerin rolü de çok önemli. Sanatseverler ile eserin, sanatçının duygu ve düşünce alışverişinin her iki tarafı da beslediğini, ileri taşıdığını düşünüyorum.

Çalışmalarında; toplumsal, güncel, tarihsel ve politik olayların insan üzerinde yarattığı tahribatı irdeleyen sanatçı Seda Boy’un Krank Art Gallery’nin ev sahipliğindeki Beyaz Körlük sergisini 13 Mart 2021 tarihine kadar ziyaret edebilirsiniz.

Sanat dolu mutlu günler dilerim.

PAYLAŞ