Dikkat Kullanmadığınız Denim Parçalar, Her An Sanat Eserine Dönüşebilir

Writer: Fulden Karayel Okumuş

Date: 31/12/2021

PAYLAŞ

Deniz Sağdıç / Sanatçı

Röportaj: Fulden Karayel Okumuş / fulden.karayel@nyxmag.com

Her gardrobun olmazsa olmaz parçalarından biridir denimler. Hatta hepimizin dolabında fazlasıyla bulunan ve yıllardır sakladığı denim parçaları vardır öyle değil mi? Şimdi o parçaların özgürlüğüne kavuşup yeniden hayat bulduğu bir proje hayal edin. Ülkemizde sürdürülebilir sanata yön veren ve uluslararası pek çok projede yer alan çok değerli sanatçılarımız var. Aklınıza gelebilecek bütün atık nesneler işte o sanatçıların ellerinde sıra dışı birer sanat eserine dönüşüyor. Nasıl mı? İnsanların önemsemediği çöpe attığı atık malzemelerle tıpkı bir yağlıboya çalışması yapıyor gibi ışığından tutun gölgesine kadar denim kumaşlara yeni bir soluk getiren bir yetenek o. Yaptığı çalışmalarla son yıllarda adından başarıyla söz ettiren Deniz Sağdıç’tan bahsediyorum.

Günümüzde tüketim çılgınlığına dikkat çeken sanatçı, çöpe atılan her parçanın kendisi için bambaşka bir dünya olduğuna dikkat çekiyor. Denim kıyafetlerin fermuarlarından, metal düğmelerine, ceplerinden paça kenarlarına kadar tüm bölümlerini kullanıyor. Deniz Sağdıç ile sürdürülebilir eserleri hakkında konuştuk…

Denim ile yollarınız nasıl kesişti?

2010’lu yılların başında özellikle ülkemiz sanat çevrelerinde “kavramsal sanat” tartışmaları zirvedeydi. Dönemin sanat çevrelerinde kavramsal sanat tekniği son derece popüler olmuş, bienallerin de etkisiyle görsel sanatların en geçerli yöntemi olarak algılanmaya başlamıştı. Kavramsal sanatın bir teknik olduğunu, öteden beri tekniği ne olursa olsun kavram olmadan sanatın mümkün olamayacağını ifade edebilmek amacıyla “Ready-ReMade” ismini verdiğim proje serisine başlamıştım. Bu projede sıradan obje ve nesnelere sanatın klasik tekniklerinde müdahalelerde bulunarak sergiliyordum. Bu projenin ilerleyen süreçlerinde bu obje ve nesneler yerlerini atık malzemelere bırakmaya başladı. Belki de hepimizin gardıroplarında fazlasıyla bulunan denim giysilerimi de bu projeye malzeme etmemle denim serüvenim başlamış oldu.

Denim çalışmalarınızda portre detayını çok görüyoruz. Bunun özel bir sebebi var mı?

Sadece denimle olanlarda değil, diğer tüm atıkları malzeme edindiğim çalışmalarda da genelde portreleri konu ediniyorum. Bakmanın çok ilginç bir eylem olduğunu düşünüyorum. Aktif, daha doğrusu fiziksel teması olmayan bir eylem olmasına rağmen size bakıldığında bakanı görmüyor olsanız da bunu hissedersiniz. Bakmak ve bakılmak insan için tıpkı dokunmak, konuşmak gibi bir iletişim ve duygu aktarım yöntemi adeta. Bakan bir çift göz biz insanlar için çok etkili ve derin manalara neden olabiliyor. Bu nedenle insanla ilgili meselelerin aktarımında bakan gözlerin dolayısıyla portrelerin son derece etkili bir yöntem olduğuna inanıyorum.

Çalışmalarınızda genellikle hangi denim parçaları kullanıyorsunuz? Denimleri nereden temin ediyorsunuz?

Denim giysilerin fermuarlarından, metal düğmelerine, ceplerinden paça kenarlarına kadar tüm bölümlerini kullanıyorum. İş birliği yaptığım firmaların yanında farklı şehirlerden hatta yurtdışından çalışmalarımı takip eden kişi ve kurumlar kullanım ömrünü tamamlamış giysileri ve üretimlerden arta kalan parçaları bana iletiyorlar. Sanatın izlenmesi yanında böyle paylaşımlara aracılık edebilmesini son derece heyecanlı buluyorum.

Türkiye’de birçok giyim markasının duvarlarında eserlerinizi görüyoruz. Onlardan biraz bahsedebilir misiniz hangi markalarla iş birliği yaptınız?

Tarihte dokuma tekniğinin ilk defa ortaya çıktığı bu coğrafyada tekstil ürünleri kültür ve yaşamın en önemli imgesi durumundadır. Anadolu’da doğmuş ve yetişmiş biri olarak tekstilin bende derin anlamları ve özel bir yeri var. Bu nedenle ülkemiz tekstil markalarıyla yaptığım iş birliklerine bir projeden öte duygusal bir görev olarak yaklaşıyorum. Dokumanın adeta anavatanı durumundaki ülkemizin tekstil markalarının dünyada hak ettikleri bilinirliği sağlamalarına naçizane katkıda bulunmaktan son derece heyecan duyuyorum. Ülkemizin önde gelen hemen her giyim markası bana malzeme desteğinde bulunuyor. Bu markalarla yurtdışı da dahil olmak üzere birçok sanat projesi gerçekleştirdik ve devam ediyoruz. Bu kurumların yanında dünyanın en önemli giyim markalarına ürünler hazırlayan, işin mutfağında oldukları için isimlerini diğer markalar kadar duyamadığımız dev bir sanayimiz var. Bu kurumlar da üretimlerinden arta kalan atık malzemelerini benimle paylaşıyor. Üretici ya da marka olsun ülkemiz kurumlarıyla iş birliği yapmak, onlarla birlikte sanata yeni alanlar kazandırmaktan oldukça heyecan duyuyorum.

Denimden 3 boyutlu heykeller de yaptığınızı duyduk. Onların fikri nasıl ortaya çıktı? Süreç nasıl ilerliyor?

Denim bir sanatçıya neredeyse sonsuz imkan sunabilen bir malzeme. Denimi kesebilir, bükebilir, kazıyarak farklı katmanlarını ve renk tonlarını keşfedebilirsiniz. Diğer tekstil ürünlerine nazaran daha güçlü ve katmanlı yapısı üç boyutlu formlar oluşturabilmenize imkan veriyor. Bunları yaparken, metalle çalışırkenki kadar zorlamadığı gibi, ahşap ya da taşlardaki gibi kırılganlığından endişe etmenize gerek kalmıyor. Bu teknik imkanları nedeniyle denim benim için çalışması son derece keyifli ve heyecan verici bir malzeme. Günümüz tüketim dünyasında belki de bolca bulmakta zorlanmayacağınız şey atıklar. Yeterince denim atığınız varsa bunları üst üste ve yan yana getirerek istediğiniz biçimde üç boyutlu formlar oluşturabilirsiniz.

Sürdürülebilirlik sanatınızı nasıl etkiledi?

İnsanlık olarak gezegenimize ne kadar zarar vermeye başladığımız küresel ısınmayla birlikte çok daha belirgin hale geldi. Belki hala çok yetersiz seviyelerde de olsa toplumlarda bu konuda bilinçlenme kendini göstermeye başladı. Çeşitli uluslararası bağlayıcı anlaşmaların imzalanmasıyla birlikte kurumların sürdürülebilirlik konusunda önlemler alması şart koşuluyor. Tüm bu gelişmeler sürdürülebilirliği günümüzün başat meselelerinden biri haline getiriyor. Sürdürülebilirliğin toplum ve kurumlar nezdinde bu denli gündemde olmadığı dönemlerde sanatımı atık malzemelerle biçimlendirmeye başladığım için olsa gerek, bu konuda öncü kabul edilmiş bir sanatçı olarak buldum kendimi. İlk günden beri sadece sloganlarla sınırlı kalmadan, çalışmalarımla izleyenlere “tüketim” olarak isimlendirilen kavramın hatlarını yeniden sorgulamaya teşvik etmeyi amaçlıyorum. Öte yandan sanat eserini meydana getiren teknik yapının özel bir bilgi gerektirmeden, herkesin günlük hayatta kullandığı, yakından tanıdığı malzemelerle gerçekleştirmenin sanat ile insan arasındaki mesafeleri ortadan kaldırmak adına oldukça etkili bir yöntem olduğuna inanarak üretiyorum.

En son çalıştığınız eserinizden biraz bahsedebilir misiniz? Onu yaparken neler hissettiniz?

Bugünlerde köklü tarihe sahip bir zincir pastanenin atık malzemeleriyle markanın kurucusunun portresini çalışıyorum. Bu atık malzemelere, sürdürülebilirlik kavramına uygun biçimde sanatın içinde yeniden işlev kazandırabilmenin heyecanın yanında, böyle köklü bir tarihin tüm izlerine birinci elden şahit olmak, o belleğe bu denli temas edebilmek oldukça duygusal ve keyifli bir deneyim. Aslında hepimiz doğayı koruma ödevimizin yanında günlük hayatta kullandığımız tüm obje ve nesnelerin hayatımızın belirli dönemlerinin tanıkları ve ayrılmaz parçaları olduğunu hatırladığımızda tüketimimizin sınırlanacağına çok daha yavaşlayacağına inanıyorum.

Yakın zamanda gerçekleşecek yeni projelerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Geçtiğimiz dönemde pandemi önlemleri kapsamında pek çok proje ya iptal edilmek zorunda kaldı ya da ileriki belirsiz tarihlere ertelendi. Benzer gelişmeler olmazsa önümüzdeki dönemde İstanbul Havalimanı’nda bir kişisel sergi projesi üzerinde çalışıyorum. Yine aynı dönemde Galeri Işık Nişantaşı’nda bir kişisel sergim olacak. Çeşitli kurum ve markayla uzun dönemli iş birliği projelerimiz önümüzdeki dönemde de devam edecek.

Sanatsal pratiğinizi bize nasıl yorumlarsınız?

İlk sanat atölyemi daha güzel sanatlar öğrencisiyken kurmuştum. O günden beri sanatın, hayatın bir parçası olması için çaba sarf ediyorum. Her zaman dile getirdiğim gibi, bana göre sanat insanla eş anlamlıdır. Yoksa tarımın keşfedilmediği, insanın yaşamak için tüm gün av peşinde koştuğu bir dönemde Göbeklitepe’deki yontular yapılmazdı. Günümüzde sanatın belirli kurumların duvarları arasında, toplumun küçük bir kesiminin nüfuz edebildiği yapısına alıştırılmış olsak da bunu değiştirebilmek yine sanatçıların elinde. İstanbul’da son derece popüler olmuş bir sanat fuarında yer almaktansa bir Anadolu kentinde teması sanat olmayan bir etkinliğe katılmak bana çok daha fazla heyecan ve keyif veriyor. Ziyaretçilerinin ne bulacaklarını önceden bildiği galerilerdense, günlük yaşamın sıradan alanlarında eserlerimi sergilemeyi çok daha etkili ve anlamlı buluyorum. Eserlerimin müze duvarlarında şeritler ardında korunmasından öte izleyenlerin onlara dokunmasına, temas etmesine teşvik ediyorum. Sanatın ulaşılmaz, sırlar barındıran, teknik bilgi ve özel yetenek gerektiren algısına karşı “gelin bu eserleri birlikte yapalım” çağrısında bulunuyor, her fırsatta atölye çalışmaları düzenliyorum. Tüm bunları bir retorikten öte sanatımın temel dinamikleri olarak görüyorum.

Bütün eserlerinizin bir hikayesi vardır elbet ama en etkilenerek yaptığınız eseri çok merak ediyorum. Sizin için yeri ayrı olan eseriniz hangisi?

Her eserimin hem kendine hem de onu meydana getirdiğim süreçte yaşadıklarımla bana özel hale gelen bir hikayesi var. Zaten böyle deneyimler yaşatamayacak bir eseri yapamazsınız, yapmaya başlasanız da tamamlayamazsınız. Pandemi süreciyle bir süre kesintiye uğramak zorunda kalmış olsa da düzenli olarak atölye çalışmaları gerçekleştirmeye çalışıyorum. Bu atölye çalışmalarında katılımcılarla ortaya çıkan dinamik, hep birlikte yaşadığımız deneyim, her bir insanın farklı hikayesi ve tüm bunların o esere duygusal ve fiziksel yansıması benim için çok özel. Atölyemdeki her eseri gün içinde uzun uzun seyrederim. Ama atölye çalışmalarında belki de yüzlerce kişiyle birlikte meydana getirdiğimiz eserlere her bakışımda içlerinde yeniden kayboluyorum.

PAYLAŞ