Gök Bakışlı Mahzun Gözlü Prenses

Writer: Sevil Balaban

Date: 02/07/2021

PAYLAŞ

Benim bir adım yok.

Daha doğrusu tek bir ismim yok. Herkes farklı bir isimle sesleniyor bana. Çünkü ben bir sokak kedisiyim.

Şu sıralar ismim Pamuk. Kedi dilinde “gök bakışlı, mahzun gözlü prenses” demek. Bana takılan isimler arasında en çok bu ismimi sevdiğimi söylemem lazım.

Beni götürdükleri bir veteriner 4-5 yaşlarında olduğumu söylemişti. Ama sadece 2 yaz 2 kış geçirdim şimdiye kadar. Yani olsa olsa 2 yaşındayımdır. Fakat çok yorgunum, çok üzgünüm, çok mahzunum.

Kedi zamanı ile insan zamanı farklı olduğundan tam olarak ne kadar bilmiyorum, fakat uzun süredir hastayım. Yiyemiyorum. Ağzımın içinde acıyan bir yerler var. Zayıfladım. Çok zayıfladım. Yiyecek bulamadığım zamanlar, insanların sık sık girip çıktıkları bir kapının önünde bekliyorum. Orada bekleyince bazen bana yiyecek yumuşak bir şeyler veriyorlar.

Bir gün yine oturmuş bekliyordum ki, birileri çıktı içerden. “Ah Sevil bak şunun haline” dedi bir adam. “Ona bir şeyler alalım “. Tekrar içeri girdiler. Geri geldiklerinde elindeki bir paketi açmaya çalışıyordu içlerinden Sevil olanı. Kuytu bir yere koydular paketi. Misler gibi kokuyordu. Homurdanarak yemeye çalıştım. “Zavallı ne kadar acıkmış bak nasıl yiyor” dedi Sevil. Oysa yiyemiyordum ki. Homurdanmam canımın acımasındandı.Anlamadılar tabii, uzaklaştılar yanımdan…

Aradan birkaç gün geçti. Ben gittikçe daha da zayıflıyordum. Çünkü hala yemek yiyemiyordum.

Bir gün sokaklarda dolaşırken yine o ikisine rastladım. Bir duvarın dibinde birkaç kediye yemek veriyorlardı. Hemen yanlarına gittim. Beni tanımaları için dua ediyordum içimden. Yanıma gelip biraz mama verdiler. Kuru mamaydı verdikleri. Yemeye çalıştım ama canım acıdı yine bağırdım, homurdandım. O zaman fark ettiler bende bir sorun olduğunu. Sütün içine doğradıkları yumuşamış ekmeklerden verdiler bana. Doyasıya yedim. Uzun süredir ilk defa karnım doymuştu.

Ertesi gün beni bir yere götürdüler ve birkaç gün ortalarda görünmediler. Beni bir kafesin içinde tuttular, bütün çığlıklarıma rağmen çıkarmadılar dışarıya.

Sevil ve Ömer geldi birkaç gün sonra, konuşurlarken duydum.

Ağzımın içinde bir et parçası büyümüş ve dişlerimle onu ısırıyormuşum bu yüzdenmiş canımın o kadar çok acıması ve yiyememem. Veterinerin yaptıkları yüzünden de canım acımıştı ama bunu anlatmaya çalıştım beni kutuya koymaya çalışan ablanın elini ısırarak. Ama nafile….

Ömer bana sürekli ” İyi olacaksın ya kızım, onun için ya bütün bunlar ” diyordu. Birkaç gün içinde gerçekten daha iyi hissetmeye başlamıştım. Bana yumuşak ve güzel kokulu mamalar veriyorlardı. Ama bir türlü tam iyileşmiyordu ağzım. İyileşmediği gibi yeniden acımaya başlamıştı.

Beni yine veteriner Fevzi Abi’ye götürdüler.

Aynı tedaviyi uygulayacaklarını söyledi Fevzi Abi. Ayrıca bu sorunu hallettikten sonra belki de dişimin birini çekmeleri gerekecekmiş. Ömer buna çok üzüldü “Nasıl yiyebilecek o zaman” diyerek endişelendiğini söyledi Sevil’e.

Veteriner Fevzi Abi ” Önümüzde uzun bir tatil var. Burada kafeste kapalı kalmasın siz Cuma günü gelip alın tatilden sonra tekrar getirirsiniz” dediğinde çok canım sıkıldı. Zaten Cuma’ya kadar orada kalacak olmam canımı sıkıyordu. Cuma’ya kadar kaç gün vardı onu bile bilmiyordum ki…. Bir de tatilden sonra beni tekrar getirmelerini istiyordu Fevzi Abi. Tatil neydi ki?

Yoksa hep mi orada kalacaktım?

Ama bilmedikleri bir şey vardı; ben özgürlüğüne çok düşkün bir prensestim.

Eve geldiğimizde bana yine güzel mamalar verdiler, sevdiler okşadılar. Bu durumdan memnundum aslında fakat yine Fevzi Abi’ye götürülme korkusu içimi kemirip duruyordu. Kafamdan hesapladım, günleri saydım ve onlar beni götürmeden kaçtım oradan.

Birkaç gün evi yakında olan Ayten Teyze’nin bahçesinde kaldım. O da kedilere mama veriyordu. Beni de sevdi, besledi. Kuru mamalardan yiyemediğimi fark edince süt verdi. Kardeşi ile konuşuyordu bir yandan da “Ağzında bir problem var galiba” diyordu “Bir veterinere götürmek gerek”

Haydaaaa… Her şey yeniden mi başlıyordu yoksa? Korkularım depreşmişti.

Derkeennn, bir akşam sokağın karşısındaki çöp bidonlarının yanında Sevil’in sesini duydum. Sokaktaki kedilere mama veriyordu. Özlemiştim onu. Aradan epey zaman geçmişti. Belki beni veterinere götürmek istediğini unutmuştur diye düşünüp, hemen yanına koştum. Çok şaşırdı, sevdi beni. Aynı zamanda da kızdı.  “Nerelerdesin sen yaramaz kız ” diye azarladı. Kızarken bile sesi o kadar tatlıydı ki, beni sevdiğini anlayabiliyordum. Mır mır mır, sırnaştım ona.

Ama, Ayten teyze ile konuştuklarını duyunca bin pişman oluverdim yanına gittiğime.

Yarın sabah beni yine veterinere götürmeleri gerektiğini konuşuyorlardı. Sevil gidip beni içine koydukları kutuyu getirdi. Amaaa çok beklerlerdi, kutuyu görünce hemen bir ağaca çıktım. Gülüştüler ve Ayten Teyze “Sen kutuyu bana bırak sabah ben koyarım içine sen alırsın” dedi.

Tabi tahmin edeceğiniz gibi, ben sabah ortalarda yoktum.

İzin verir miydim hiç beni yine oraya götürmelerine!!!

Aldım başımı gittim mama kokularının ardından.

Başka bir ev buldum bahçesinde birçok kedi olan. Onlar da beni sevdiler ve mama verdiler. Kuru mamayı yiyemedim tabi çünkü ağzımın içindeki o yer yine çok acıyordu. Ama o evi sevmiştim büyük bir bahçesi ve gölgesinde uyuyabileceğim ağaçları vardı.

Sabah olduğunda ne olduğunu anlayamadan kendimi yine bir kutunun içinde buldum. Bu sefer sığındığım bu yeni evdeki ablalar beni bir yere götürüyorlardı. Tabii ki yine bir veterinere gittik.

Veteriner her bir tarafımı elledikten sonra ” Dişini almamız gerek ” dedi. Haydiiiiii yine başlamıştı kafes hapsi günlerim.

Birkaç insan günü olduğunu tahmin ettiğim bir süre sonra ablalar beni almaya geldiler. Veteriner abla iyi olduğumu ama bir süre daha yaş mama yemem gerektiğini söyledi. Yine kutuya kondum ve ben o ablaların evine gideceğimizi düşünürken Ayten Teyze’nin bahçesine vardık. Sevil de oradaydı. Konuşmalarından anladığım kadarı ile merak ettikleri için bütün mahallede kapı kapı aramışlar beni. Sonunda o ablalarla konuşmuşlar ve durumu öğrenmişler. O güzel ablalar evde birçok kedi ve köpek besledikleri için benim bakımımı yeniden Ayten Teyze ve Sevil üstlenecekmiş.

Şimdi Sevil ve Ömer’in balkonundayım. Kendimi daha iyi hissediyorum.

Bir dişim eksik ama artık canım eskisi kadar yanmıyor. Daha rahat yiyebiliyorum.

Sevil’i, Ömer’i ve Ayten Teyze’yi çok seviyor olsam da ben özgür ruhlu bir kediyim. Şimdilik onları üzmemek için buradayım ama yarın için söz veremem.

Fakat biliyorum ki her nereye gidersem gideyim, döndüğümde yine prensesler gibi karşılanacağım ve çok sevileceğim.

O yüzden keyfini çıkarıyorum bu durumun.

Taaaa ki kafama esip bir yerlere gitmeye karar verene kadar buralardayım.

Hoşçakalın .

PAYLAŞ